1 Aralık 2011 Perşembe

İzafi 3

İZAFİ
Sayı: 3
Aralık 2011, Ocak 2012




















Şiirle açılan dergilerden bir dergi İzafi. İmzasız “Sunu” yazısının okura söyleyebileceği birkaç cümlesi var sadece. Gerisi Edip Cansever’in Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka şiirinden alıntılanmış alakasız (çünkü bireysel duyarlıklı) dizeler… Oysa "Sunu" yazısında toplumsal bir içerik arzusu ama sonra korkulu bir kaçış var: "Ülkede yaşanan olayların içine girmektense, dışında durmak şu anda daha sağlıklı bir aşama olarak görülüyor." Sorunlara değinip sonra onlardan kaçınmak, ancak aceleye getirilmiş metinlerde rastlanan dikkatsizlik. Aydın, sorumluluk alandır. "Ülkedeki olaylardan kaçınmaktansa, onların köküne eğilip çözüm bulmak daha sağlıklı." denemez miydi?

Güven Adıgüzel giderek parlayan bir imza. Şimdiye kadar karşılaştığımız tüm şiirlerinde sayıklamacı bir yön bulunduğunu söylemeliyiz. İzafi’de en başa alınarak yayımlanan şiirinde de durum aynı. Bölünmüş dizelerde birçok kısa cümle ve peş peşe tekrar edilen aynı sıfatlar… Bu yönüyle tam da İkinci Yeni şiiri taklidi olarak kalıyor:

Bu tevazu seni öldürür ne olursun balkona çık
Güle bak, saksıyı sev, eskiciye ver tanıdık bir akşamı
Bir şarkı söylersen kana bulanacak Marlon Brando
Jilet çiğniyor artık tanıdığım tüm çocuklar,
Şems’in güneşi vuruyor gözlerine, uyuma.

Dikkat edilirse bu beş mısralık bentte birçok şey söyleniyor:  Çocukların jilet çiğnemesi, eskici, saksı, uyumak, tevazu, balkona çıkmak, bir şarkı söylendiğinde kana bulanacak Marlon Brando… İyi de bütün bunların “tevazu” veya “tevazu karşıtlığı” ile ne ilgisi var? Şems ile güneş kelimeleri arasındaki anlam birliği de gitmemiş oraya. “Şems’in ışığı” denseydi şems kelimesinde ikili bir anlam yakalanabilirdi belki.

Tuğrul Bayındırlı, Güven Adıgüzel’in şiirinin bulunduğu sayfanın karşı sayfasında şiiri yayımlanan şair. Acaba Güven ile Tuğrul birbirlerinin şiirlerini okumuşlar mıdır? Güven’in yukarıda ilk bendini alıntıladığımız şiirinin altına Mustafa Köneçoğlu, Mustafa Akar, Mustafa Uçurum, Mustafa Celep yazsak sırıtır mı mesela? Tuğrul Bayındırlı’nın şiirinde de anlamdan ziyade sayıklama var:

sen öyle öyle
hiçbir başka şey olmayan kendisinin dışında
öyle şarkılamış çıkmış olan dişlerimi
boydan boya
yakıştırmalardan tenzih ederim seni
gel gör ki sıhhatine
vardırmak lazım kelimeleri
faraza erdem faraza tutku
aşk faraza

Nazlı Hamurcuoğlu’nun şiirinde bir bütünlük var. Tüm şiirin tüm dizeleri birbiriyle anlam bütünlüğü içerisinde. Şiirin başlığı, içeriğiyle uyumlu, taklide değil de tespite dayalı bir başlık: Sussam Sokağı

İhsan Eliaçık’la birlikte çalışan aktivist Kadir Bal’ın bir şiirini görmek sürpriz oldu. Şiirin başlığı, bir mümini korkutacak kadar tuhaf: Affettim Rabbimi. Tahmin edileceği gibi toplumsal içerikli bir şiir bu. Şiirin bitişi Sezai Karakoç’un Balkon şiirine gönderme yapıyor:

Yeryüzü cehennemleri öpmüş benim alnımdan
“Nereye gidiyorsun” diye sorma
Cehenneme gidiyorum
Kardeşlerimi bulmaya

Aynı şiirinde Kadir Bal, içten bir yönelişten, bir dönüşümden söz ederken oldukça başarılı, oldukça erdemli:

Şimdi yürümeyi yeniden öğreniyorum
Ayaklarım artık boğulanlara uzatılan bir dal

Sema Erdoğan’ın şiirini yorumlamak istemiyoruz. Masal Köyü Hayalhanesi başlığını taşıyan bu şiir, Temrin ve Mühür dergisindeki birçok şiir gibi bizi endişendirecek cinsten sufi bir havaya sahip. Fakat sun’i bir sufi hava bu:

masal köyünde umuda örülür
imkânsızın uzun saçları
hayat hayali mümkün kılar
ölümü ceplerimizde taşır
dil çıkartırız zamana
dünya bizden sıkılınca
harfleri tutup sarkıtırız hayâlhan’a

Maksut Kato’nun Yağmurun Gecesi başlıklı şiirinde dolunaylı, yıldızlı, bol yağmurlu bir gece var. Ne var ki şiir dili yok şu dizelerde:

geceye çökmüş yağmur
gizemli bir aşk tarifi gibi gürültüsü
kırıyor saatleri, zaman obur
vardiyası bitmiş yaşamın
ölümle bakışıyorum

Bazen bir misal, emsal teşkil eder de birçok izahattan daha istifadeli olur. Yukarıdaki şiirin muhtevasına müteallik olarak Sezai Karakoç’un iki kısımlık Ödünç Gece şiirinin iptidasındaki muhteşem şiir diline dikkat:

Ay kesik, yol urgan urgan bu gece
Bin yıllık yağmur toptan yağmış gibi
Tevrattan bir yaprak kopmuş
Ölüme bulaşmış akşam yemekleri

Bazı kalem erbabı var ki ikinci kalite metinlerini fason dergilere verirler. Biz önceki iki sayıyı da hesaba katarak bazı şair ve yazarların İzafi'ye ikinci kalite metinler verdiklerini tahmin ediyoruz. Bunu hesaba katarak Mehmet Sait Çakar'ın İzafi'deki şiirine bakalım:

(...)
Bir sayfasında ilahi star
Kur'an ziyafeti
Şehadet şerbeti
Kandil ışıkları
"Eller birlik beraberliğe kalktı"
Tek Türkiye
Manken duaları
(...)

İzafi’nin yazı işleri müdürü Mustafa Orman’ın daha sert bir editoryal tutum takınmasını bekleriz. Kendisinin dergideki Koro adlı öyküsü, oldukça sisli bir metin. Soyut denemelerin dilini öyküye uyarlamaya çabalamak sonuçsuz kalabilir. Oysa Mustafa Orman’ın ğ ve Yordam dergilerinde yayımlanan metinleri daha çarpıcıydı. Bu öyküsünde her şey belirsizlik kıskacında boğuluyor:

Koro dondu. Koro büyüsünden uzaklaştı. Büyülenmedi, öldürdü. Sami’nin gelişini bekleyeceklerdi. O yoksa ‘Koro’ da yoktu. Sami yoksa hiçin içine giren var, varın içinde gezinen hiç de yoktu. Her şey yoktu. El yoktu. Ses yoktu. Mutluluk yoktu. Esenlik havası yoktu. Ve bütünü bütün yapan parça da yoktu.

Derginin tasarımında belirgin bir özensizlik göze çarpıyor. Şehrengiz dergisi için söylediğimiz gibi, İzafi dergisinde de sayfa kenarlarında metinlerle ilgisiz resimler, çizimler, alıntılar, ödül haberleri vs. kullanılmış. Bu görsel malzemeler, ilgili sayfadaki metin sahiplerine sorulmadan yayımlanmamalı! Ayrıca dergideki satırbaşı boşluklarının uyumsuzluğu Didem Demirel’in öyküsünün dizgisinde besbelli. Bir de neden bütün şairlerin adı büyük yazılırken Yunus Emre Kaya’nın adı küçük yazılmış? Bunun bilinçli bir seçim olmadığı, savrukluktan kaynaklandığı ortada…

Nilay Uysal’ın Ölülerimizin Mezarı (ikinci kelime “Mezarları” olsa daha mı hoş olur?) adlı öyküsünün yüzde sekseni deneme diliyle örülmüş. Böylesi metinlerin iyileri var ama bu, pörsümüş kelimelerle yazılmış acemi bir metin:

Gün geliyor pencereden öyle anlamsızca bakıyorsun, gördüğün gerçeklik karşısında daldığın dünya başka bir âleme akıyor. Ağaç yaprakları arasından geçen zamanı düş tanrıçalarıyla buluşturuyorsun. Yaprakların rüzgarın içindeki dansını, olağanlığın hayreti içinde izliyorsun. Bazen de ağaçların yapraklarını ellerine benzetiyorsun. Ellerin de havada öylece duruyor işte(…)

Michael Wood’dan Camus üzerine oldukça sıkı bir metin çevrilmiş. Çeviri, oldukça sağlam bir Türkçeyle Ezgi Yıldırım tarafından yapılmış. Metnin sonlarında Camus’nün Fransız Komünist Partisi ile yollarını ayırması, tuhaf bir şekilde “sağa kaymak” olarak değerlendirilmiş.

İzafi’de bu sayı Hüseyin Kıran dosyası yapılmış. Hüseyin Kıran’ı okumadığımız için dosyayı değerlendiremeyeceğiz. Abartılı bir üslupla yapılmış kısa kitap tanıtımı metinleriyle ve Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi Bir Zamanlar Anadolu’da üzerine Kenan Tekeş’in hazırladığı bir inceleme yazısıyla dergi, sayfalarını kapatmış. Henüz 3. sayısını yayımlayan bu derginin, bu yayın politikasını sürdürerek yaygın bir okur kitlesine ulaşabileceğini ve edebiyat ortamında kendine mahsus bir yer edinebileceğini sanmıyoruz. Daha fazla titizlik istiyor bu dergi. Fakat ne demek İzafi? "Görece, göreli, rölativ?". Yani elbette herkes bildiğini yapmayı sürdürecek; sürdürecek de…

19 yorum:

  1. şiirin sayıklama olamayacağını, mutlaka anlama demir atması gerektiğini kim söylüyor? yoksa fransa parlamentosu bunun savunulmasını suç sayan bir yasayı mı geçirdi?

    YanıtlaSil
  2. Çıldırıyorlar beni23 Aralık 2011 01:31

    Emeğe saygı, düşüne saygı, geçen o zamana saygı.Teşekkürler. İyiydi.

    YanıtlaSil
  3. İzafi dergisini sevmiyoruz. Neden bilmiyorum ama herkes adına bunu söylemek istedim.

    YanıtlaSil
  4. tütünler eski23 Aralık 2011 01:42

    Güven Adıgüzel son zamanlarda parlayan bir şair deniyor fakat o parıltı hiçte yakınımızdan geçmiyor. Bu sayıda yayınladığı şiirde şiir değil bence; artistlikten başka bir şey değil. Birilerine özenmiş olmalı ki kelime oyunları yapıyor sürekli şiirde. "İçimde unutulduğun bir ameliyat sonrası fonda çalan şarkının sözleridir" bu ne la, ne uzun bir başlık öyle, bıraksan kadıköye kadar gidecek. Bu uzun başlık yazma özentisi İ.Ö'den size geçmiş olmasın. Güven Adıgüzel artistlik yapma şiir yaz.

    YanıtlaSil
  5. Adam yazısında kendi şiirine laf "çak"mış :) Mehmet Sait Ç siir mi yazıyor yoksa bir İstanbul polisiyesi mı?

    YanıtlaSil
  6. yazanın ellerine sağlık. çok fayda-bahş bi yazı olmuş (rumeysa)

    YanıtlaSil
  7. izafi'nin özensiz bir yayın olduğu ortada. elinize sağlık..

    YanıtlaSil
  8. Bunları Hakan Arslanbenzer yazıyor. Ona göre fayraptan başka dergi yok.

    YanıtlaSil
  9. Uzun zamandır takip ediyorum bu siteyi, devamlı bu site birilerine atfediliyor yorumlarda. Bu site bir kişinin yapacağı birşey değil en az 10 kişi var bu kadroda. Ama kişiden ziyade ne yazdığına baksak daha iyi. Sait Çakar kimdir, hakan'ın amacı nedir bilmem ama kimse eline sağlık diyorum.

    YanıtlaSil
  10. Bunları Hakan Arslanbenzer'in yazdığını düşünüyorsanız, "Fayrap" hakkında yazılanları okumamışsınız demektir.
    Güven Adıgüzel için yazılanlara kesinlikle katılmıyorum. İyi bir söz işçisidir.

    YanıtlaSil
  11. Ya Güven gitsin hırsız-poliscilik oynasın. Ne işi var edebiyatta? Artistlik yapmasın, alırız adamın kelepçelerini

    YanıtlaSil
  12. burayı haydar ergülen yazıyor.

    YanıtlaSil
  13. burayı selim ileri yazıyordu bir ara şimdi küçük iskendere bıraktı o da birhan keskine verecekti ama birhan dedi ki: işim olmaz!

    YanıtlaSil
  14. bence bir robot olmalı, dergiyi eline veriyorsun.. 2 dakka göz gezdiriyor, eleştiri butonuna basıyorsun.. metin tak diye ağzından çıkıyor.

    YanıtlaSil
  15. Birhan Keskin ve Yekta kopan hazırlıyorlar bu bloğu diye duymuştum.

    YanıtlaSil
  16. adı pek duyulmamış biri yazıyor bunları. ben kendisini tanıyorum ama söyleyemem.çünkü tanınmak istenmiyor.namazında niyazında, farzına sünnet ekleyen biri.

    YanıtlaSil
  17. Bence ahmet hakan yazıyor... zaten dikkat ettiyseniz son zamanlarda şiire taktı ve 'şiir öldü mü' diye sorup durdu. kesin a.hakan yaa

    YanıtlaSil
  18. Güven Adıgüzel hakkındaki tespitiniz de haklı olabailirsiniz lakin 2. yeni ve post-modern şiir meseleleri farklı kavrayışlarla algılanyor artık. Yani taklit mevzuu biraz uzun, çok su kaldırır. Adıgüzel'in bir çok dergide çok sağlam metinleri ve şiirleri yayınlanıyor, iyi bir kalemdir de ayrıca, şiirlerini beğenen çok, şair değilim der bildiğim kadarıyla yani şiri günahsız sayılır ilk taşı atabilir. Siteyi camianın aiçinden birilerinin hazırladığı çok açık.

    YanıtlaSil
  19. Bu siteyi şair Hermann Krückberg'in hazırladığı çalındı kulağıma.

    YanıtlaSil

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.