30 Kasım 2011 Çarşamba

Yordam 12

YORDAM
Sayı: 12
Kasım, Aralık 2011




















İsmet Özel üzerine eleştirel manzumeler yayınlayarak hem tepki hem de dikkat çeken Yordam dergisi / fanzini yine kapaksız bir şekilde ve aynı sarı kâğıda basılarak yayınlanmış. Görsel açıdan berbat. İç düzen, tasarım hak getire… Ama dergide hiçbir anlatım bozukluğu, hiçbir yazım yanlışı olmaması dikkatimizi çekti.
Daha çok undergraund şeyleri sevenlerin takip ettiği türden bir dergi gibi duruyor ilk bakışta. Dünyabizim.com’daki haber şayet doğruysa kitapçılarda çok satılan bir dergiymiş Yordam. Bu, fiyatının 2 TL olmasına bağlı olabilir. Yoksa dergide “mutlaka okunmalı” diyebileceğimiz bir metin aradık ama nafile! Gene de Hece Dergisi’nde son üç sayıdır Yordam bir şekilde bahis konusu oluyor. İlk olarak Lütfi Bergen, İsmet Özel sayısı ile ilgili olarak anmıştı, geçen ay yine Anadoluculuk karşısında bir konuma yerleştirdi Yordam’ı. Kenan Alpay da bu ay Haksöz çevresinin Yordam’la birlikte anılmasından duyduğu rahatsızlığı yine Hece’deki bir yazısında dile getirdi. Yani bu sert ve pervasız bir dile sahip dergicik, bir şekilde bir yerlerde gündeme geliyor. Google’a yazıyorsun 10-15 senedir çıkan dergilerden daha fazla anılıyor. Dergi okuru, ciddiyetini hiç bozmayan, resmi bir duruş sergileyen edebiyat dergilerinden sıkıldı mı acaba? Daha önceki Yordam yazımıza bakınız; biz bu yayının bir edebiyat dergisi olmadığını, ancak bir fanzin olabileceğini söylemiştik ama sözümüz dinlenmemiş.

Bu sayının Takdim Tefrikaları adlı kısa değinilerden oluşan giriş bölümünde İ. Halil Altan, Ömer Seyfettin üzerine İBB Kültür müdürlüğünün düzenlediği sempozyuma tepki göstermiş. Ö. Seyfettin’in ırkçı bir söylemle ideolojik öyküler yazdığını, Ömer Türkeş’in bir makalesinden örnekler vererek açıklamış. Böyle bir yazarın “Bir Dünya Yazarı Ömer Seyfettin” şeklinde sunulmasını cehalet ve ilim namusundan yoksunluk olarak nitelemiş. Bakınız Yusuf Ziya’nın milliyetçi edebiyat için söyledikleri:
“Milliyetçi edebiyat formülü daha hususi ve daha dar bir mana ifade eder. Burada milli hisleri tehyiç, milli heyecanları tahrik, milli terbiyeyi yükseltmek gibi gayeler karşısında bulunuruz. Edebi eser bu sayelerde vasıta edilmiş olsun veya olmasın, bu nevi eserler bir milletin edebiyatı içinde zaruri olarak küçük bir yer işgal eder. Bütün edebiyatı böyle dar bir çerçevenin içine hapsetmek istemek demagojik bir düşünce olur.”
Yine giriş bölümünde Yordam’ın editörü Mehmet Sait Çakar’ın çok çarpıcı bir iddiası var. Katherine Mansfield’in Şule Yayınlarından çıkan Şarkı Söyleme Dersi adlı öykü kitabının, 1953’te Varlık yayınlarından Yolculuk başlığıyla çıkan kitabın bir kopyası olduğunu, yeni bir çeviri olmadığını iddia ediyor! Şule Yayınlarının çevirmeni Afili Filintalar’dan da tanıdığımız Orhan Düz. Eğer iddia doğruysa, yaptığı hiç yenilir yutulur bir şey değil doğrusu. Ali Ural’ın titiz bir yayıncı olduğu söylenir durur bir de piyasada. Bakalım bir cevap verecekler mi? İddia doğruysa belki de bu yazının merkezi bir dergi yerine, Yordam gibi bir fanzinde çıkmış olmasına sevineceklerdir.
İbrahim Alan piyasadaki dergileri tasnif etmiş: Ahmet Mithatçılar, “Bizim de Olsun”cular, Cemaatçiler, Müşfikler, Devrimciler gibi başlıklardan oluşuyor sıralama. Bu kategorizasyon dergilerdeki yayın sorunlarına odaklanılarak yapılmış tabii ki. İnsan, piyasadaki dergiler içinde hiç mi itidalli olanı yok diye sormadan da edemiyor doğrusu.
Yordam’ın künyesinde, gelen yazıların imza çıkarılarak değerlendirme kuruluna sunulduğu, kuruldan geçerse yayınlandığı bilgisi yer alıyor. Açıkçası bu bize hiç de inandırıcı gelmiyor. Çünkü böyle bir uygulama yapan dergiye şimdiye kadar rastlamış değiliz. Bu işler ahbap-çavuş ilişkisiyle yürür. Koca koca dergiler yapamıyor da Yordam mı yapacak şimdi böyle bir uygulamayı derler? Cahit Koytak’tan şiir gelecek mesela, kuruldan geçmezse bu şiiri almayacaklar öyle mi? Bu biraz zor, ama eğer gerçekse helal olsun valla!
Bu sayıda derginin en başarılı yönü şiir seçiminde kendini gösteriyor. Künyede şiirleri Enes Malikoğlu’nun seçtiği bilgisi yer alıyor. Haşin, epik, halkçı, politik, protest hangilerini beğenirsiniz bilmem ama şiirlerin ortak bir sesi olduğu çok açık:
Tüm bunlar
Laik rakılarına su ekliyordu ekranlarda
Sahurda dindar sofraların başına hurma
(…)
Ebabil kuşlarının korlarına terk etmişti devletin (Baran Çaçan)

Bu boş bodur minare bir piç heykeli gibi
Boşluğa seslenmiyor
Bir işe yarıyordu (Mehmet Sait Çakar)

Ezilen halkların haksız leşi üzerinde
Hiç utanmadan seviştik
Kızkardeşleştik (Cihat Duman)

Göğsüme ektiğin yumruklar barış laleleri açmamamıştır
Açmasın yani (Yeprem Türk)

Topraklarım geliyor aklıma ama
Cumhuriyet’i de istemiyorum
Yutkunmayı da
İhtiyarları rejim sayıyorum
Okul çocuklarını gerilla (Bekir Türker)

Bu dizelerden hareketle toplumsal planda karşılığı olan bir yığın meseleye dair, bir farkındalık arayışına girişebilirsiniz. Baran Çaçan’ın şiirindeki kadın imgesine dikkat çekmek istiyoruz. Bir önceki yazımızda Sözcükler dergisindeki yaşı geçmiş şairlerin fantezilerinden duyduğumuz rahatsızlığı dile getirmiştik. Baran Çaçan’ın “Death Metal” şiirindeki kadın imgesi ise “rahimsiz, memesiz, kalçasız ve karınsız bir kız” şeklinde. Rahatsız edici erotik çağrışımlardan uzak, bizce son derece orijinal, düşündürücü bir kadın betimlemesi. Herhalde günümüz kadınını ya da acı çeken coğrafyaların kadınını en güzel ifade eden imge bu olsa gerek.
Yeprem Türk’ün şiiri ise sorunlu. Şiirin ilk bendinde barışma zamanının geldiği vurgusu var. Düşmanlıkların savuşturulması gerektiği falan filan… Ama ne oluyorsa şiir biterken bir anda yeniden şiddet beliriyor ve “O zaman şiddetim cahildi, şimdiyse okumuş okumuş ustalaşmıştır” diyor. E peki bütün şiir boyunca anlattıkların ne olacak şimdi? Şiirin anlattığı şey bir anda belirsizliğe bürünüyor. Ve şiir editörü ile dergi editörünün gözleri önünde bu sorunlu şiir elini kolunu sallayarak koca bir sayfayı temize havale ediyor! Üstelik kısacık bir şiir bu. Gene de olsun sevimli bir fanzin için normaldir. 
Cihat Duman’ın şiiri “senin allahınla kızkardeş olan ben”, “buzdolapsızlığım” gibi bir şiire spot etki dışında hiçbir katkı sağlamayacak sözcüklerle bu sayının en kötü şiiri. Şiir, derdini son üç mısrada dile getirmiş. Öncesini kopar at, şiirden hiçbir şey eksik kalmaz. Zaten kendisi de bunu anlamış olmalı ki son üç mısrayı yazmış: Ezilen halkların haksız leşi üzerinde / Hiç utanmadan seviştik / Kızkardeşleştik 
Enes Malikoğlu’nun “Tengriye” başlıklı mensur şiirinden bir bölüm: “Tengri Dağı’nı erittik; börteçineyle çıktık yola. Seçilmiş milletiz biz. Kımız içtik müsekkinle. Hiç migenimiz tutmaz; seferde armut koparır, akçesinin dala asangillerdeniz.”

Nurunisa Doğruyol’un öyküsü bir anda bireysellikten toplumsallığa sıçrıyor. Son filminde benzer bir şey yaptığı söylenen Nuri Bilge Ceylan’a özenmiş herhâlde Nurunisa Hanım. Ayakkabı numarasının buçuklu olmasından yakınırken bir anda yerde yatan oyuncak bebekler, feci halde Srebrenica Katliamı’nı hatırlatıyor. Öykü hüngür hüngür ağlayarak bitiyor ama okuru ağlatamıyor. Ağlatsaydı, patetik bir etki uyandırsaydı eyvallah diyebilirdik ama bize göre son derece başarısız bu öykü.
Mehmet Ali Meriç’i okumak da sabır ister. Öyküsü ne kadar kötüyse, Bir Zamanlar Anadolu’da ile ilgili yazdığı sinema yazısı bir o kadar iyi. İşte tespit: “NBC sineması Camus’nün ifadesiyle söylemedikleriyle insanlaşma gayretinde bir sinema.”Bu tespiti yapabilen bir yetenek, nasıl bu kadar ölü bir öykü metni yaratır, anlamak mümkün değil…
Recep Dildar’dan Kürtçe öykü ve çeviri konmuş dergiye. Öykü, derginin genel yayın politikasına hiç mi hiç uymuyor. Neden mi? Çünkü bu kısa öykü, tıpkı Mehmet Rauf’un Eylül romanındaki tabiatla insan arasında kurulan o sıkıcı ilişkilendirmeleri anlatan uzun parçalardan biri gibi. Öykü, baştan aşağı teşbih ve istiare sanatıyla dolu... Teşbih ve istiare bolluğu demek, modern edebiyattan uzak olmanın da bir ölçüsü demek…
Zeynep Bozdaş, güncel siyaset üzerine değinilerde bulunmuş. Ama Mostar dergisinin yaptığı gibi gazetelerden haberleri alıp alıp yapıştırmamış. Yorumlamış, bir bakış açısı geliştirmeye çalışmış.
Alişan Demirci, Malili müzisyen Ali Farka Toure üzerine yazmış. Daha önce Okuntu dergisini çıkaran ve Kökler’de yazan bir şair Demirci. Şiire veda etmişlerden birinin bu güzel konuyu bu kadar kısa yazması yakışık almamış.
Eski Yordam dergisi yazarlarından Prof. Dr. Ahmet İnam da dergiye bir yazısıyla katkıda bulunmuş. Hüseyin Cöntürk üzerine yazdığı metin daha önce Bilkent’te bir anma toplantısında sunulmuş. Oldukça dolu bir metin hocanın yazısı. Cöntürk’ten hareketle eleştirmenin dört özelliğini şöyle sıralıyor Ahmet İnam:
1-      Metni anlama sabrı ve saygısı olmalı
2-      Metni değerlendirebilen biri olmalı
3-      Duyan biri olmalı, yani meseleleri içselleştirmeli
4-      Eleştiri etkinliğine sahip olmalı, yani iletişim gücü iyi olmalı.
Yazıda İlhan Berk’in şair sayılamayacağı iddiası Hüseyin Cöntürk üzerinden dillendirilmiş. İlgilisine…
Derginin en şamata yazısı arka kapakta. Yordam güya “Alo Üstad” hattı kurmuş ve gençleri yönlendirmek için usta şairlerin 7/24 hizmet vereceği bir hizmet ağı oluşturmuşlar. Piyasadaki dergilerde ağabeycilik oynamaya kalkışanlara ironik bir gönderme içeriyor bu metin:
Şiire yetenekli genç arkadaşlarımız kendilerine bir usta bulmanın zorluğu içerisinde debelenip duruyorlar. Hatta kendilerinde şiir kumaşı var mı yok mu, onu dahi bilmeden bir ustadan icazet almadan işe girişmiş olmanın şaşkınlığını yaşıyorlar. Hatta ve hatta kafiye düşürme sıkıntısı yaşayan, imge bulma zorluğu çeken, kitap yayınlatmak isteyen, dergi çıkarmak, televizyona çıkıp şiir üzerine iki kelam etmek, ya da bir televizyon kuruluşuna danışman olmak isteyen gençler nereye başvuracaklarını bilememektedirler. Bunun yanı sıra genç şairler, yaşanan polemiklerde, filancaya ne cevap veriyim, falancaya sövüvereyim mi, kimi seveyim, kime kızıp köpürüyüm diye tereddüt yaşamaktadırlar.

11 yorum:

  1. buraya kadar iyiydi site ama şimdi bu yazıyla büyü bozuldu. fazla içerden olmamış mı? Siz ne niyetle yazdınız bilmem ama bir eleştiritanıtım hatta daha çok tanıtımeleştiri yazısı okudum ben. Laf olsun diye kötüler gibi yapıp gizli reklamlar yapmalar falan. :) Yordam dergisi alsın bu yazıyı basın bildirisi olarak kullansın. Şimdi zarımı atıyorum, bu yazıyı yazan her kimse dergicik Yordam'la da bir ilgisi var. Hı Mel, Sel, Tel, Kel, Del, Bel, Yel ne dersiniz?

    YanıtlaSil
  2. süpersiniz, kesenize bereket, elinize sağlık. Allah zihin açıklığı versin. Bu zamana kadar neredeydiniz siz?

    YanıtlaSil
  3. çok kötü bi yayın yordam.

    YanıtlaSil
  4. Yavan ve sıkıcı bir değerlendirme. Yarısında bırakmak zorunda kaldım. Gene de karşılıksız iyilik takdire şayan bir hareket. Çabalamaya devam.

    YanıtlaSil
  5. Metin Küçük15 Aralık 2011 21:50

    Bu Yordam dergisi kendisi fasülye gibi nimetten sayıyor. Ömer Setfettin'e laf atmalar, Afili filintalara giydirmeler filan. Kim oluyorsunuz siz ya!

    YanıtlaSil
  6. her sayısını merakla beklediğim bir dergi. taraf gastesinin islamcı ve kürtçü olanı.

    YanıtlaSil
  7. eveeet, şüphelerimiz ayyuka çıkıyor. var mı bahisleri yükselten:

    "karşılıksız iyilik" bir mehmet sait çakar organizasyonudur.

    YanıtlaSil
  8. Güzel olan ne varsa hepsine saldıran ve bozgunculuk yapmayı marifet sanan zavallı bir dergi. Şiirlerinde bir tek orjinal mısra bulamazsınız. Neden bu kadar konuşuluyorsa anlayan beri gelsin..

    YanıtlaSil
  9. fikirlerine katılmasam da yordam grubuyla tanışmak istiyorum. samimi insanlar oldukları dergiden belli. bence yordam aylık olmalı. zaten 40 sayfalık küçük bir dergi. ayrıca yazıları çok küçük harfle yazıyorlar dergiye. zor okuyoruz.

    YanıtlaSil
  10. Sait çakar bu yazıları yazacak kapsiteye sahip mi Allah aşkına. Bu sitedeki dergilerin yarısını dünya gözüyle görmemiştir bile :))

    YanıtlaSil
  11. inanın karalama amaçlı değilim ve özenerek kelimeleri seçmeye çalışıyorum ama bu kadar çapsız insanın bir araya toplanıp da bir fanzin çıkartmaya çalışması da ülkemiz edebiyatının ne durumda oldugunu gösteriyor.Yordam'ı oluşturan ekibin seviyesini sadece onların yazılarını okuyarak bile en fazla 2 dk da anlayabilirsiniz.Yazık ülkeme yazık edebiyatımıza yazık bunlara edebiyatçı gözüyle bakanlara.

    YanıtlaSil

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.