31 Ekim 2011 Pazartesi

Yedi İklim 259

YEDİ İKLİM
Sayı: 259
Ekim 2011




















Cevdet Karal müdahale ettiğinden beridir Yedi İklim’in kapakları güzel oldu. Ama çok az kapak, Yedi İklim’in bu sayısının kapağı kadar güzel olabilmiştir. Arka kapağa Türkiye Finans Bankası’ndan, iç kapaklara da Şehir Tiyatroları ve Milsan’dan birer reklam alarak çıkmış dergi. Diğer sayfalarda reklam yok.


Dergi adlarıyla yayımlanan giriş yazılarına bayılırım doğrusu. Bu sayının giriş yazısında başbakanın Mısır’da yaptığı şaşırtıcı konuşmadaki özellikle “Laiklikten korkmayın, laik olun!” vurgusu sertçe eleştirilmiş. 1990’ların başında, dağılan SSCB’den kurtulan Türkî cumhuriyetleri birleştirmek yerine onları Latin alfabesinin kucağına atmak gibi bir hatayı gene Türkiye’nin yaptığı vurgulanıyor. Batının kölesi bir devletin hüküm sürdüğü bir ülkede yaşadığımız, yüzyılın başından bu yana tüm çıkışlarımızın batıdan icazet almaksızın mümkün olamadığı bir Türkiye’de yaşadığımız dile getirilmemiş yazıda. Sanki başbakan Mısır’da rahatlıkla “ümmet” vurgusu yapabilecek salahiyette gibi yaklaşılmış meseleye.

Yedi İklim’in kapağı güzel ama en önemli sorunlarından biri iyi şiir yayımlayamaması… Üstelik Zafer Acar gibi dünya tatlısı bir şiir editörü var. Zafer Acar bu yazıları okumuyordur bile. Onun internete ayıracak zamanı yok. Ve size şunu söyleyeyim, Zafer Acar bir dünya şairidir. Diyeceksiniz ki dünyada yaşayan herkes öyledir. Yok, hayır ben ciddiyim; Zafer Acar dünya ölçeğinde bir şairdir. Bugün dünyada sadece Türk şiiri yazılıyor diyebiliriz. Oylumlu şiirleriyle kim göz dolduruyor? Tabii ki Zafer Acar! Bir mısraı bile bir millete şeref verecek şair! “Ben Piyano şiirinin şairiymişim, öyle diyorlar.” diye memnun memnun gülümseyip uzaklara bakan şairler gibi. “Ben yirmi yedi yaşımda İsmet Özel’in yirmi yedi yaşına göre çok daha ünlüydüm!” diyenler gibi ya da. Bu işte bir problem var. Sahicilik problemi. Mesela Hilmi Yavuz’da da sahicilik problemi var. İsmet Özel’de, Cahit Koytak’ta sahicilik problemi yok. Yani? Gerçek şairler var, şişirme şairler var.

Yedi İklim’in künyesi acemi. Yayın kurulu, sadece “düzelti” komisyonu olarak sunulmuş. Ayıp oluyor ama Sayın Haksal. Zafer Acar’ın şiir editörü olduğu bilgisi künyenin sonlarında lütfen anılmış. Ve Ali Haydar Haksal için sadece künyede geçen sıfatlara dikkat: “Sahibi, yazı işleri müdürü, genel yayın yönetmeni, editör.” Bunların hepsi Ali Haydar Haksal. “Yani 1987’den beri yayındayız ve bu dergiyi şu kadar yıldır bir başıma çıkarıyorum” demek mi istiyor? Buradan öyle görünüyor diyelim ya da. Ve bu sayıda Haksal’ın bir de şiiri var dergide. O da yakışır, sürpriz olmadı yani. 1970'lerde de vardı aynı şiirlerinden.

Yedi İklim’de yedi şiiri birden yayımlanan Cevdet Karal’a Cevdet Kral demek istiyorum. Cevdet Bey harbi kral olmuş yani. Bari şiirlerde dişe dokunur bir çarpıcılık bulunsa gam yemeyeceğim. Cevdet Karal’ın başka dergilerde de birçok şiiri birden yayımlanıyor. Hepsi kötüdür demiyoruz ama maşallah da diyemiyoruz. Derler ki Mustafa Kutlu, İsmet Özel’e Dergâh’ın şiir editörlüğünü önermiş. Hay hay demiş İsmet Özel, yaparım lâkin bazı sayıların şiirsiz çıkması pahasına.

Habil Tecimen Amerika üzerine kalabalık kadrolu şiirlerle koca dört sayfanın ruhuna zulmetmiş. Amerika sen busun! Allen Ginsberg’den bu yana onu aşan olamadı. Oku Selahattin Yusuf’u, Habil Tecimen’i. Bir de Ginsberg’in Amerika şiirini oku. Ve anla samimiyet ile yapmacıklığı. Düşün anla ve ağla yani. Yeprem Türk şiirde deprem yapmaya yelteniyor. Neo-epik diye bin dereden su getirilerek oluşturulmaya çabalanan bir şiir şeysi var Türk şiirinde. Yeprem Türk, neo-epik şiir yazıyor. Fayrap’ta görmek isteriz Yeprem Türk’ü. Orada yazdığı anda “iyi şair” olur. Burada kötü.

Farkında mısınız bilemiyorum ama Nurettin Durman güzel şiirler yazmaya başladı. Oysa kendisine Cahit Zarifoğlu’nun “sen şiiri bırak” dediği söylenir. Demek şiir ilham işi değil, çaba işi. Ve Fatma Şengil Süzer, iyi veya kötü diyebilirsiniz ama sahicilik sorunu olmayan bir şiiri yazıyor. Kendi şiirini yani. Kendi hissettiklerini. İyi bir şair olmak için kuşlar gibi hür olmak gerekiyor. Dergi cemaatleri şairin intiharıdır. Boş beleş adamlar itaat kültürüyle makam mansıp kaparlar, sonra da editörlerine kuyruk sallayıp dururlar.

Yedi İklim bize çok uzak bir dergi olsa da bir ihtimal fark ediliriz ve sözümüz dinlenir diye Ümit Zeynep Kayabaş’ın hiçbir şiirini yayımlamasanız da olur diyebilirz. Kayabaş, daha doğru dürüst cümle kurmayı beceremiyor. Şiir diye kelimelerden doğradığı bol maydanozlu bir salata var. Üç sayfaya yazık olmuş. Yine ancak Nurcu öğretmenlerin yönetiminde çıkan uçuk mektep mecmualarında karşılaşabileceğiniz iki şiir yazmış Mustafa Ergin Kılıç. Böylece iki sayfa daha araya gitmiş. Yedi İklim özellikle mi çok şiir yayımlıyor? Ve bunları Zafer Acar seçiyor. Zevksiz herif! Hemen Hece’ye bir yazı yazmalı: “Zafer Acar’ın sahicilik sorunsalı ve Yedi İklim şiir politikasına yansıması üzerine -1”

Abdullah İlhan’ın şiiri var sırada. Bak bu şiir biraz güzel. Ama işçiliği zayıf. Ve başlığı kötü. Ama gerçekten şairin duygularını yansıtan bir şiir. Yılların emektarı Kadir Tanır, piyasayla barıştı ve velut bir kaleme dönüştü. Uzun yıllar sessizliğe gömülmüş bir yazardı. Burada Posta gazetesinde yayımlanası bir metni var. “meleğime” ithafıyla başlayan şiirin başlığı “En Uzun Hüzün”. Bizim çok acımasız olduğumuzu mu düşünüyorsunuz? Oysa zaman daha acımasızdır hepimizden. Kadir Tanır şiirinden:



Bak yıllar geçti nasıl da unutuldu sevgililer
Çocuklar büyür, torunlar olur, varlık son bulur, yaşar isimler
Ağaçlar kurur, diplerinden fışkırır filizler
Hayat bir devridaim, ezelden beri böyle sürer
(…)

Lay lay lom yani.

Ali Haydar Haksal’dan bir öykü: Sabahın İlk Işıkları. Yahu aranızdan bir Müslüman şu işe el atıp bir yazı yazsa. Ali Haydar Haksal öykülerini tarasa da kaç öyküsü sabahla başlıyor bir bakıverse. Kötü öyküler sabahla başlar, uykuyla biter. Ve Ali Haydar Haksal kadar özensiz bir yazar daha görmedik desek de yeridir. Kazancakis üzerine yazdığı yazıda e yayınlarından çıkan El-Greko’ya Mektuplar kitabının basım tarihi 1961 olarak veriliyor. O romanın ilk baskısı elimde var. e yayınları’ndan ve baskı tarihi 1975. Kitabın künyesinde geçen 1961 yılı, basım tarihi değil, e yayınları’nın Türkçe yayın haklarını alma tarihi. Ama Haksal, ayrıntılara eğilen biri değil.  Çok savruk. Bütün öykülerinde anlatım bozuklukları, yazım yanlışları görebilirsiniz.

Gedikli ama oldukça etkisiz eleştirmenimiz Osman Bayraktar, bir kitap tanıtımı yazmış derginin sonlarına doğru. Sezai Karakoç şiiri üzerine bir inceleme eseri olan bir çalışma bu tanıtılan eser. Yazarı Münire Kevser Baş imiş. Doktora tezi olarak 2008’de sunulmuş zaten. Ama yok, şimdi yeni bir çalışması çıkmış. Osman Bayraktar, yazar Münire Kevser Baş’ın tedirginliğine işaret ederek başlamış yazıya. Ve yazardan bir alıntı yapmış. Alıntı harcıalem ifadelerle dolu. Sezai Karakoç düşüncesi için sarf edilen sözlere bakalım: “Karakoç,(…) şekilsel ve yüzeysel farklardan medet ummayacak kadar ciddi bir düşünce sistematiği oluşturmuş”muş. Hay şekilsel kadar taş… demeyelim de şunu soralım: “Şekilsel ve yüzeysel fark” ne demek bayan? Ve bunlardan “medet ummak” da neyin nesi? Şaka mı yapıyorsunuz, Sezai Karakoç’u mu yazıyorsunuz? Ve Osman Bayraktar, o çok sığ kitabı eleştireceğine öve öve bitirememiş: “Baş’ın eseri büyük bir emek ürünü. Ortaya attığı sorulara bulduğu cevaplar yanında ele aldığı konu, ilgili okuyucunun zihninde yeni sorulara yol aç-…” Aynen böyle yazmış. Daha da çok övmüş. Midem kaldırmadı. Bu paragrafın başında Bayraktar’ın eleştiriciliği için “etkisiz” sıfatını boşuna kullanmadım ben. Böyle boş şişirmeler yüzünden böyle boş akademisyenler yetişiyor. Münire Kevser Baş’ın Sezai Karakoç’la ilgili kurabileceği bir cümlesi bile yok! Kitabın adını “Sezai Karakoç Şiirinde Metafizik Vurgu” yapmak bir şeyi değiştirmiyor. Hızır, aşk, ölüm, teslimiyet imgeleri der, kitabı doldurursun. Hani yorum? Yüzeysel ve şekilsel farklardan medet ummak mı? Sen bir şey diyor musun? Ve maalesef derginin son metni olan İbrahim Coşkun’ın okuma notlarında da bu kitap övülmüş. Onun şu boş övgüsüne bakarak muhafazakâr kültür dünyasının kimlerin, hangi yeteneksizlerin elinde olduğunu bir düşünün: “Münire Kevser Baş, Sezai Karakoç’taki yönelişleri(?) iyi belirlemiş bir sanatçı. Çünkü kitabın adı bu durumu ispatlıyor.” Yazık.

SEL.

4 yorum:

  1. SEL sen ne ayaksın SEL? zAFER aCAR'I NEDEN KISKANIYORSUN?

    YanıtlaSil
  2. Ben Zafer Acar'ı genç şairlerin örnek aldığı, hakkında Yedi İklim'de yani kendi dergisinde özel sayı hazırlanan çok büyük bir şair diye biliyorum. Hatta Aykut Nasip Kelebek diye kendi yetiştirmesi bir ibrikçisi de var. Niye böyle şeyler yazılmış anlayamadım.

    YanıtlaSil
  3. keske gercek elestiri yapacak sanatkar var olsa!!!

    YanıtlaSil
  4. zafer acar'ın kıskanılacak biri olduğunu düşünebilenler de var demek ki bu dünyada! pes doğrusu!..

    YanıtlaSil

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.