20 Kasım 2011 Pazar

Varlık 1250

VARLIK
Sayı: 1250
Kasım 2011




















Türkiye'nin en eski dergisidir Varlık. "İnkılâbın, her sahada, yokluktan varlıklar yaratmak işine girişmiş olduğu bir devirde acısı hissedilen bu boşluğu doldurmak, duyulan bir ihtiyaca cevap vermek gayesiyledir ki VARLIK çıkıyor. VARLIK, Cumhuriyeti en büyüğümüzden emanet alan bir Türk gençliğinin, yaratıcı bir İnkılâp neslinin sanat sahasında da var olduğunu göstermek ve onun için çalışmak istiyor." cümleleriyle 15 Temmuz 1933'den beri çıkıyor. Kemalizm’in tanımladığı yeni Türk tanımına varlığını armağan eden, 1919'a kadar olmayan halkı, olmayan milleti Samsun'a çıkarak var eden zihniyetin sanat mecmuası.  

Bu sayıda ağırlıklı olarak ütopya konusu işleniyor. Tahir Abacı, dosya adı olarak kapakta da geçen Gelecek Düşü, Ütopya ve Edebiyat adlı makalesinde Thomas More ve Francis Bacon gibi ütopya yazarlarını anıp Türk edebiyatına getiriyor sözü. Var mı bizde ütopik yazar ve metin? Tahir Abacı’ya göre var da diyemeyiz yok da. Ve Türk edebiyatından bazı yazarlar… Ayrıca More tarafından yazılan Ütopya’daki toplum düzenini anlatırken İstanbul’un siluetini bozan beton kulelere değinmiş, bunu TOKİ ile ilişkilendirmiş.

Ütopya dosyasının ikinci metni Firdevs Canbaz Yumuşak’a ait vasat altı bir yazı. Bir yazı, kendini başlığından ele verir. Bakın ne kadar sıradan: Türk Edebiyatında Ütopya Geleneği ve Ütopik Metinlerde Kadın. Ve  ütopya türü hakkında bir sürü ıvır zıvır. Vikipedi’den dergi sayfasına akan malumata yorum ve ilişkilendirme yoluyla bir çekidüzen vermeli canım! Böyle olur mu? Her ay hemen tüm dergileri izliyoruz. Hemen her dergide böyle saçma makaleler olur ve bunların çoğunu akademisyenler yazarlar. Örnek: Fatih Sultan Mehmet’in (parantez içinde “Avnî” diye yazarlar bir de.) Şiirlerinde Gül İmgesi. Namık Kemal’in Cezmi Romanında Geçen Türkçe Yer Adlarının Etimolojisi Üzerine. Yahya Kemal’de Gurbet İmgesi.(Gurbet bir imge midir; düşünülmemiştir bile. Bütün bunlar editoryal müdahele yokluğundan neşet ediyor. Kötü editörün dergisi kötü olur.)

Cafer Gariper ve Yasemin Küçükcoşkun’a görev verilmiş, bunlar da yazmışlar: 1980 Sonrası Ütopik Türk Romanında Mekân Algısına Kısa Bir Bakış. Vay anam vay! Bu yazının giriş cümlesi ile Firdevs Canbaz Yumuşak’ın giriş cümlesi aynı: Ütopya türünün Platon’un Devlet adlı kitabıyla başladığı bilinmektedir, yaygın görüştür, daha sonra More “yok yer” anlamında Ütopya’yı yazınca bu ad ünlendi vs vs vs. Fakat ortaklaşa hazırlanmış bu makale, 1980 sonrası Türk romanına ışık tutması bakımından önemli. Bizce fantastik roman ile ütopik roman arasına kalın bir çizgi çekememişler ama. Cem Akaş’ın, Oğuz Atay’dan aldığı Beyaz Mantolu Adam karakteri ütopik bir içerikte değildir. Onda ide yoktur, olması gereken bir dünyayı imlemez. Sadece saçmalığı gösterir, yaşanmakta olanın trajikomikliğini daha bir görünür kılar.

Ütopya dosyasına Türk müziğindeki ütopya eğilimlerini anan, kısa ve çarpıcı bir yazıyla katkıda bulunan yazar Mehmet Âkif Ertaş: Türkiye’ye Özgü Protest ve Muhalif Müziğin Sımsıkı Saramadığı Beden: Ütopya. Bu güzel yazının girişi de aynı yukarıda andığım iki yazı gibi ütopyanın tarihçesi ile dolu. Ve bilgiler de birbirinin aynısı. Nerde bu editör?

Hasan Bülent Kahraman, uzun anılarını, gözlemlerini yazmış. Birçok kesite değinmiş. Yazısının başlığı: “Eski Bir Porno Yıldızıydım…” Sakin olalım; ifade kendisine ait değil.

Varlık dergisinin kurucusu Yaşar Nabi, geçen ay vefat eden Cengiz Dağcı ile 1971 yılı sonunda bir söyleşi yapmış. O zaman yayımlanan söyleşiyi Varlık bu sayıda yeniden yayımlamış. Ve doğurgan bir kalem; Feridun Andaç, Cengiz Dağcı üzerine yazmış. Oldukça sıkı bir yazı bu. Yazarın hemen tüm eserlerinin Türkçedeki basımlarından söz ediyor, romanlarından alıntılarla Kırım Türklerinin felaketlerinden kesitler sunuyor.

Bu sitede Mesele dergisini tanıtırken Mehmet Eroğlu’nun son romanı olan Emine’ye değinmiştik. Varlık’ın bu sayısında Çiğdem Ülker, ilgili roman hakkında bir yazı yazmış. Bizim de okuduğumuz bu romanı yere göğe sığdıramıyor. Oysa Kürt sorunu + başörtü sorunu + kadın sorunu + sol ve alkolizm + kent ve şiddet gibi birçok temel meseleyi harmanlayan bir roman bu. Birçok alana el atıyor ve bu alanlarda boğuluyor bu kalın roman. Ve bu roman, Fay Kırığı adlı üçlemenin daha ilki. Emine adlı başörtülü kadının dünyasını yansıtamamış yazar. Mesele dergisinde itiraf ediyordu. Müslüman kültürü hiç bilmiyorum, başörtülülerden yardım aldım, diyordu. Ahmet Altan, İsyan Günlerinde Aşk adlı yine kalın romanında Şeyh Yusuf Efendi’nin dünyasını doğru yansıtır. (Gerçi o romanda da subay karakteri ne zaman şeyhin yanına gitse şeyh rahlede Kur’an okumaktadır. Altan’ın zihninde şeyhin başka bir şeyler yapabileceği ihtimali bile belirmemiş olabilir mi?) Orhan Pamuk, Kar romanı ile Müslümanları hayli kızdırmıştı. Bütün bu örneklere benziyor Mehmet Eroğlu’nun Emine romanı. Bunlar, Yeşilçam sinemasında yanlış namaz kılan (mesela secdeden kalkar kalkmaz selam veren) aktörleri andırıyor. Dergi editörlerinin sitemizi yakından izlediklerini biliyoruz. O halde söyleyelim, belki ciddi bir eleştiri dergisi editörü kulak verir sözlerimize: Fazlaca şişirilen Emine romanını; din, Kürt sorunu, şiddet, kadın sorunu bağlamında çözümleyen bir yazı yayımlamanın tam zamanı!

Varlık’ta sadece altı şairden şiir var! 112 sayfada sadece altı tane şair. Ciddi bir seçicilik bu. Tranströmer’den çevrilen üç şiiri ve sondaki çömez listesini ayırıyoruz tabii. Şiirlerin ilki Yılmaz Gruda’ya ait. Tam bir tahkiye şiiri ve unutulan şair Hasan İzzettin Dinamo’nun hayatını kronolojik sıraya uyarak anlatıyor. Tuhaf ve oldukça sıkıcı. İkinci şiir Hüseyin Peker’e ait: Parmaksız Eldiven. Söz diziminde bile dünya kadar hata olan bu şiir şöyle başlıyor:

Beyaz kenarlı kıvartma gömleğimi giydim
Size gözleme, dostlara bulgur vurmuşlar

Erendiz Atasü, Oblomov karakteri üzerine bir yazı döşenmiş. Bilineni tekrar eden bir yazı olmuş. Oblomov karakteri üzerine bu yazıda bir saptama yok. Ne biliyorsanız onu söylemiş size. Romanı okumadıysanız bu yazı size bir şey vermez. Hele okuduysanız vay halinize! Bildiğiniz şeyleri yeniden ‘öğrenecek’, okuduğunuz yerleri yeniden okuyacaksınız.

Vatan Gazetesi’ndeki Selahattin Duman’ı okuyup gülümsemeyen yoktur. Yazıları gülümsetir ama şaşırtıcı derecede bilgi yüklüdür. Sabit Kemal Bayıldıran’ın eleştiri yazılarını okurken de daldan dala atlıyor, keyifli bir bilgi şölenine maruz kalıyorsunuz. Bayıldıran, ne yazık ki Divan şiirine Kapıkulu şiiri diyor, onu hor görüyor. Batılılaşıyoruz alt başlıklı yazısında Divan şairlerinin nasıl batılılaştığını iki şairi kıyaslayarak örneklemiş. Baki Efendi, Kanuni ölüp de yerine 2. Selim geçince yazdığı şiirde şu beyti kullanmış:

Behram-ı vakti gûra yatırdı bu sayd-gâh
Var eşiğine hizmet-i şâh-i Erdeşir’i gör

Burada Baki, Kanuni’yi eski Fars sultanlarından Behram’a, 2. Selim’i ise Behram’ın oğlu Erdeşir’e benzetiyor. Oysa Şinasi, Tanzimat devrinin bir vezirini överken İran mitolojisini derleyen Şehname’den yararlanmıyor, Batı ulularını misal getiriyor. (Şinasi'nin Divan şairi olmadığını Tanzimat şairi olduğunu bir kenarda tutalım)

Adl ü ihsânını ölçüp biçemez Newton’lar
Akl ü irfânını derk edemez Eflatun’lar

Haydar Ergülen, geçtiğimiz ay ölen şair Seyhan Erözçelik ile ilgili güncelerini anı biçiminde paylaşmış. Yazısına Canım Kardeşim Seyhan adını vermiş. Bir mektup girişi bu. Ergülen, daha önce Esmer dergisinde 3 Temmuz 1993’te Sivas’ta yakılan şair arkadaşı Behçet Aysan ile ilgili acılı bir yazı yazmıştı. Ezginin Günlüğü’nün şairi Behçet Aysan ile ilgili.

Şair Aydın Afacan, kendi kitabı olan Şiir ve Mitologya adlı kitabından bir akademisyenin (adını vermeyelim, kesinleşmiş bir bilgi değil çünkü) çalıntı yaptığını iddia ediyor. Açık Bir İntihal Örneği üst başlıklı yazısında bölüm bölüm her iki kitaptan alıntılar yapmış. Bu şaşırtıcı alıntılar doğruysa Aydın Afacan haklıdır.

Daha önce Tasfiye 35 yazımızda Tomas Tranströmer’e değinmiştik. Nobel ödülünü alan şairle ilgili Varlık’ta da okunası yazıyı Tozan Alkan yazmış. Alkan, [ç.n.] adlı çeviri dergisinin editörü olan çevirmen şairimiz. Yazısının sonunda Tranströmer’den üç şiir çevirisi var. Kadriye Cesur çevirmiş metinleri.

Hayriye Ünal ile Hece’den çıkan Eşikteki Özgürlük adlı deneme kitabı üzerine bir söyleşi yapmış Gökhan Arslan. Çok haklı bir tespitle ustaları ve şiir anlayışlarını gözeterek yazmak, yaratıcılığı azaltır demeye getiriyor Hayriye Ünal. Ve sözünü budaktan sakınmıyor: “Şiir yazarken ensesinde Sezai Karakoç’un soluğunu duyuyordu biri, bir başkası İsmet Özel’in. Şimdi işte İkinci Yeni var böyle(otorite).” Doğru söze ne denir.

7 yorum:

  1. Hulusi Döngeloğlu20 Kasım 2011 23:53

    Aydın Afacan dergide kendisinden intihal yapan kişiyi ulu orta yazmış da siz neden yazmıyorsunuz? İş mi bu şimdi? Kanıtlanmamışmış. Bu tür şeyler hep iddiada kalır zaten.

    YanıtlaSil
  2. Yeni Sinsiyet’e Karşı: “Sorular, sorular, sorular, sorular…” (11 Kasım 2011)
    Bkz: http://evvel.org/yeni-sinsiyete-karsi-sorular-sorular-sorular-sorular-11-kasim-2011

    YanıtlaSil
  3. şiir yazamıyosunuz di mi :)

    YanıtlaSil
  4. Eleştiri adı altında yaptığınız şey sağlam argümanlara dayanmıyor. Kullandığınız dil üslup bakımından çok basit ve argoya kaçıyor. Bu kadar mecmuayı takip ediyorken keşke okuyucuya daha sağlam bir şekilde "karşılıksız iyilik"te bulunabilseniz!...

    YanıtlaSil
  5. hüsamettin kaplanoğlu3 Aralık 2011 00:25

    "okuyucuya daha sağlam bir şekilde yararlı olmak" pek çoğuna göre övgü dizmek anlamına geliyor. bu site gördüğüm kadarıyla bunu yapmıyor. o yüzden "tu kaka!"

    YanıtlaSil
  6. "okuyucuya daha sağlam bir şekilde yararlı olmak" cümlesinin mantığını kavrayamamakla birlikte özensiz dil ve argo üslubun başkalarını isabetli bir şekilde eleştirmek anlamına gelmediğini bilmeliyiz."Argüman"ın anlamını, "eleştiri"nin anlamını bilmeyen insanlara hangi mesajı vermeye çalışıyoruz ki????

    YanıtlaSil
  7. oo tüm varlıkçı kemalistler buraya toplanmış uslüp tartışıyor beyefendiler. rahat olun varlık dergisi yakında kapanacak. rahat olun dedim şimdi de hazır olun! marş marş!

    YanıtlaSil

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.