19 Kasım 2011 Cumartesi

Türk Edebiyatı 457

TÜRK EDEBİYATI
Sayı: 457
Kasım 2011




















Uzun süreli çıkan dergiler kendi raylarına otururlar. O raylar; hayata, siyasete ve edebi metinlere bakış açısını sabitlemeye başlar. Bir süre sonra işlenen konular birbirlerini andırır. Konular farklı da olsa işleniş biçimleri birbirinin aynısıdır. Derginin emekçileri, yazarları, şairleri neredeyse sabitlenmiştir. İşte Türk Edebiyatı böylesi dergilerden.

Beşir Ayvazoğlu yönetimindeki Türk Edebiyatı dergisinin kültür ağırlıklı bir edebi dergi olduğunu biliyoruz. Kent kültürü, tarih, mûsıkî (müzik değil), eski mezarlıklar, dergâhlar, sûfîler, çeşmeler, sebiller, hanlar, kervansaraylar… Kötü mü? Değil. Üstelik bu bir dergi için bitmez tükenmez hazine. Okur için de öyle. Âsaf Hâlet Çelebi’nin yaşadığı mahalledeki sıbyan mektebinin hemen bitişiğinde yer alan Mevlevi dergâhının hazîresinde yatan meşayih-i kirâmı merak etmeyenimiz mi var?

Türk Edebiyatı bu sayıda, geçen ay vefat eden Cengiz Dağcı’yı anarak merhaba diyor. Bu anma, küçük ama kapsamlı bir dosyaya dönüşmüş. Dağcı hakkında merak edilebilecek her şey var dosyada: Hayatı, sanatı, eserleri, hâtırâtı, Türkiye Türkçesi aşkı… Cengiz Dağcı'nın vefatı şöyle anılmış: "Yurduna Kavuşan Adam".

Derginin bu ayki asıl dosyası ise “İşçi Göçünün 50. Yılında ‘Acı Vatan’da Edebiyat” başlığını taşıyor. Dosya editörleri Isabelle M. Beck ve Kadri Akkaya. Günümüzde Almanya’da yaşamakta olan Türklerin varlığı, özellikle 60’larda Türkiye’den Almanya’ya işgücü göçünün bir sonucu olsa da aslında bu durumun çok daha eskilere dayandığını savunan bir giriş metni ile başlıyor dosya. Osmanlı’nın ilk Almanya sefiri Giritli Aziz Efendi’nin Almanya’daki ikameti ve Berlin Şehitliği merkezinde yazılmış yazı, şu enteresan bilgiyi içeriyor: İkinci Viyana Kuşatması (1683) sonrasında esir olan Türklerden bir kısmı Almanya’ya esir olarak getirilir. Bunların çoğu vaftiz olarak Müslümanlıktan irtidat edip Hıristiyan olurlar. Fakat bu esirlerden kalma hiçbir edebi metne ulaşılamamış olması yazıda üzüntüyle dile getiriliyor.

Türkiye’nin hem de resmi bir güvenlik görevlisi tarafından Bulgaristan sınırında haince öldürülen Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna adlı Almanya’yı mekan tutan romanı, Ahmet Hâşim’in Frankfurt Seyahatnamesi adlı gezi kitabı dosyada konu edilen kitaplardan. Buna ek olarak tamamı solcu olan Türk yazarlarının Almancaya çevrilen eserleri, bu arada Nazım Hikmet’in Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı’nın erken dönemde yapılan bir çevirisi (daha sonra yeniden Almanca’ya çevrilmiş) konu edilirken Mehmet Âkif’in Berlin Hatıraları gözden kaçmış. Mehmed Niyazi’nin en iyi romanı diyebileceğimiz İki Dünya Arasında adlı, Almanya’da bir Müslüman Türk delikanlı ile bir Hıristiyan Alman kızın aşkını anlatan romanı es geçilmiş.

Almanya’da Türkçe yazılmış metinlerin dışında, Türklerin Almanca yazdıkları eserlere değinilmiş ama Türk vatandaşlarının Almanya’da başka dillerde metinleri varsa (mesela Kürtçe, Arnavutça, Zazaca vs yazılmış metinler varsa) onlara değinmemiş. 

Almanya’da yaşayan Türk yazarlarla yapılan söyleşiler hamasi yargılar içeriyor. Biz Almanya’yı Türkleştirdik demeye getiren de var, gittiğim yeri vatan yaparım, çünkü Türkçe yazarım diyen de. Oysa bunu diyen yaşlı yazarların oğulları kızları Türkçe bilmiyorlar. Almanya’da mizahi yazılarıyla ünlenmiş olan ve metinlerini Almanca yazan Osman Engin, Türklerde edebiyata ilgi pek az, diyor. Almanca yazdığınız için kendinizi Alman edebiyatı içerisinde mi görüyorsunuz, sorusuna kaçamak bir cevap veriyor Osman Bey. Ve söyleşi boyunca Aziz Nesin’den Fakir Baykurt’tan söz ediyor…

Gelelim şiir bahsine: Türk Edebiyatı dergisi şiir seçiminde o kadar kötü ki, hiç abartısız diyoruz ki şiir diye yayımlanmış metinler Posta gazetesi manzumelerini andırıyor. Bu metinlerde ölçülü şiirlerin öne çıkarılmaya çabalandığı seziliyor. Modern Türk şiirinden bihaber kalemlerin geleneksel motiflerle dolu ama oldukça taklit metinleri bunlar. Kimi zaman taklit olan, orijinal olanı bile etkilermiş: Türk Edebiyatı dergisi, şiir tercihinde Yağmur dergisine benzemeye başladı handiyse.

Hülya Atakan, “Bir Hayâl Şehir: Sarayevo” adlı gezi yazısına Fatih Sultan Mehmed’in Bosna fermanıyla başlamış, sonra kentin çarşılarını, camilerini, Türk izleri taşıyan geleneklerini, Bosna Hersek’teki savaşta yakılan kütüphaneleri ve yok olan elyazma eserleri vs anmış. Yazı, doyurucu bir içeriğe sahip.

1911’de doğan Kazak şairi Kasım Amancolov’u anma toplantısı ve 2. Türk Lehçeleri Arası Çeviri Sempozyumu haberlerinden sonra muhafazakâr kitap tanıtımları ile dergi sayfalarını kapatıyor.

1 yorum:

  1. Bu güzel yazıdaki iki hususa dikkat çekmek istiyorum: Birincisi II. Viyana Seferinde Almanya’da, mürted Müslümanların kaldığı iddiası, “Alman mucizesinin temelinde Türk kanı var” demek gibi herkesin Türk kökeninden geldiğini iddia eden milliyetçiler için çok güzel bir fırsat sağlamış. Kürtler, Bulgarlar, Kızılderililer, Moğollar Türk’tür diyenler için sevindirici bir haber.
    İkincisi, Almanya’da yaşayan Türklerden başka dillerde yazanlar neden bahis konusu olsun ki. Mesele Türk edebiyatı, Türkçe edebiyatsa diğer dillerde ürünler vermiş isimlerden haliyle söz edilmez.

    YanıtlaSil

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.