28 Kasım 2011 Pazartesi

Mahalle Mektebi 2

MAHALLE MEKTEBİ
Sayı: 2
Kasım, Aralık 2011




















Mahalle Mektebi 2. sayısını berbat bir kapakla çıkarmış. Muammer Ulutürk'ün çektiği ve bu fotoğrafın burada ne işi var dediğimiz fotoğrafıyla. Burası kimin mahallesi Ulvi? Bu ne biçim bir kapak? Kapağı beğenmedik ama fiyatı 3 TL olunca dayanamadık aldık.
Bu kötü kapakta Arif Burun'un şiiri var. Kapaktaki fotoğraftan dizelerin baş tarafını okumak zorlaşıyor. Arif Burun'un şiirlerini zaman zaman Dergah dergisinde de görüyoruz. Sanırız daha önce Kırklar'da ve kendi çıkardığı Fâilatün dergisinde görmüştük. Fayrap dergisinde de bir şiiri çıkmıştı. Sitemizde linkini görebileceğiniz karakalyon.com internet sitesinde de yazıyor. Bu şiiri o sitede görmüştük ama dergide yayınlanınca siteden kaldırılmış olmalı. Neyse sorun değil diyelim şiire bakalım. Arif Burun'un en büyük çıkmazı romantizmdir. Bazı şiirlerinde bu romantizmin şiirin gidişatına dur dediğini görebiliriz. Genelde ritmi hızlı olan bu şiirler bazen bir hayal ürünü de olabilir. Romantizmden ve hayalden hem içerik hem de teknik olarak beslenen şiir tükenmeye mahkumdur. Söylenecek söze ya sıra gelmemektedir ya da söz anlamından çıkmaktadır. Bunları bu şiiri önemsediğimiz için yazıyoruz bunu da belirtelim.

Kapağı geçtikten sonra bir reklam ve giriş yazısı var. Daha sonra Hüzeyme Yeşim Koçak'ın Sonuç isimli çok yüzeysel ve basit bir yazısı var. Biz sonuç odaklı hareket ederiz. Varılan sonuçlara göre de yorum yaparız diye başlıyor Son kertede tüm benliğimiz, varlık; bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır diyerek bitiyor. Bu yazıyı keşke Yolcu dergisine gönderse idi. Orada ilk metin olmayı kesinlikle hak ederdi.

Yani bir de derginin tasarımı bir garip. Bunun burada ne işi var dediğimiz fotoğraflar konulmuş metinlerin altına üstüne. Dolayısıyla metinler devamındaki sayfalara kaymış. Sonraki metin önceki metnin devamına eklenmiş filan. Fotoğraf koymasalar bütün metinler sayfanın üstünde bile başlayabilir. Bilerek böyle bir tasarım yapmak da hoş değil. Okul dergisi mi bu arkadaş. Şiirler de farklı şekilde sayfa arkası renklendirilerek  sunulmuş. Olmamış.

Neyse, bir diğer yazıya geçiyoruz sonra bir diğerine bir diğerine daha derken görüyoruz ki durum pek iç açıcı değil. Mahmut Sami Aldur'un Dervişin Zikri! metnini Ay Vakti dergisine, Sümeyye Şeker'in İnzâr isimli öldüren şiirini Yağmur dergisine, Zeliha Üstün'ün Bir Yaşam Klasiği:Nebi başlıklı metnini Türk Edebiyatı dergisine, Ayşe Büşra Ergeç'in Zir ü Zeber başlıklı şiirini Yedi İklim dergisine, Suavi Kemal Yazgıç'ın Hayat Okulundan Terk şiirine İtibar dergisine, Burhan Sakallı'nın Sürgün şiirini Belediye Bülteni'ne, Rabia Boran'ın Ölürken Çok Duygusal Ölüyorum Beni Affet! şiirini Bir Nokta dergisine... göndermelerini öneriyoruz. Önerecek bir çok dergi var önerilecek bir sürü yazı. Hepsini geçiyoruz.

Bu kadar da olmaz diyerek devam edelim. Mehmet Uğurlu'nun İzini Kurumaya Bırakan Nem isimli şiiri tükenmiş bir şiir. Kötü bir şiir:

Nice kanı yıkadı zaman
Nice can yanıp kül oldu ateşinde
Sense onun peşinde
Bir tül gibi yırtıldın sürünerek
Bir gül gibi açılıp örtüldün
Sürtüldün bıçak gibi
Geçmişe ve geleceğe

Vural Kaya kendini geliştiren bir şair. Bu sayıda Umum Umma Umur Gör Umacı Umsa Da başlıklı şiirimsi bir denemesi var. Deneyci akranlarına, arkadaşlarına, abilerine mi özeniyor nedir anlamadık. Bu arge işini bırakıp artık üretime ağırlık vermelidir. Çünkü sermayeyi argeye harcayıp da sonunda bir şey elde edemediğini gördüğünde yeterince yaşlanmış olabilir şair. Belki de bu metni Karagöz'e gönderdi kabul görmedi. Ya da hiç göndermeye cesaret edemedi ki burada yayınlanmış. Gerçi son zamanların modası dergiye göre ürün yazmak/göndermek. 

Hattat Fatih Özkafa'nın Sanatta Usûl -Vüsûl İlişkisi başlıklı yazısı tam da derginin adını destekleyen bir yazı. İşte Mahalle Mektebi böyle olur kardeşim. O ne öyle saçma sapan şiirler-denemeler koymuşsunuz. Fatih Özkafa'nın yazısını bu anlamda gerçekten önemsiyoruz: Usûlsüzlük, vüsûlsüzlüktür.

Murat Göçer'in Gassân Kenefânî'den Ramle Belgesi başlıklı bir çevirisi var. Filistin'de geçen çok acı bir anlatı. 

M. Akif Kuruçay, Işık Yanar ile söyleşi yapmış. Işık Yanar'ın son romanı hakkında bir şey söylemeyeceğiz. Zaten ahbapları yazarıyla bir sürü söyleşi yapıp kitap hakkında bir sürü yazı yazdılar. Sadece bir cevabını alıntılayalım ve sorumuz soralım: Taşrada, etrafıyla ilgili olmayan aileler vardır. Yani taşrada herkes birbirinin yakını dostu değildir. Çocuklar hariç; tabii onlar okulla ya da farklı ilgilerle bu hayatı orta yaşa kadar yayarak yaşarlar; ilişkiler, belki birbirlerini sürekli görmenin doğurduğu bir sonuç olarak, aslında çok uzaktır. Buna bir çok şeyin katkıda bulunduğunu düşünebiliriz: İnsanlar aileleriyle (akrabalarıyla bile o kadar değil) daha çok ilgilidirler. Mesela bir misafirin gelmesi olaydır ya da ile veya ilçeye gitmek ciddi hadiselerdir. Sayın Yanar bu taşra neresi? Kimin taşrası? Hangi taşrada misafirin gelmesi olay? Laf olsun torba dolsun diye konuşup genelleme yapmak diye buna denir. Daha önce yapılan bir söyleşide kasabanın metafiziğini şehrin metafiziğinden daha esaslı bulduğunu söylemişti sayın yazar. Taşrada ilçeye gitmek ciddi bir hadise, aynı şehirdeki iki adamın internetten röportaj yapması hiç büyük bir hadise değil. Bırakın bu işleri! 

Dergideki en güzel metin, vefatından önce rahmetli Ali Akdeniz amcayla, Konya Hacıkaymak Mahallesi'nin kuruluşu üzerine yapılan söyleşi. (Taşrada olduklarından yüzyüze yapılmış söyleşi) Söyleşiyi yapan ve bugüne saklayan Ali Işık'a teşekkür ederiz. Ali amcamıza da Allah rahmet eylesin.

Derginin sonunda Alişan Demirci Cezayirli müzisyen Nassima Chabane'yi tanıtıyor.

Derginin son yazısı da İbrahim Demirci'nin Avrupa Seyahatnâmesi'ni Okurken başlıklı yazısı. Hayrullah Efendi'nin Kültür Bakanlığı'ndan 2002 yılında çıkan Avrupa Seyahatnamesi kitabının bir bölümünde yer alan hatalara değinerek, dağarcığımıza bilgi pompalıyor yazar. Yazarlarımız, Osmanlıca'dan günümüz Türkçe'sine aktarılan bu tür kitaplarda maalesef hem bilgisizler hem özensizler. Demirci bütün bunlara rağmen kitabı okumamızı ve tartışmamızı öneriyor.

Tabi söylemeden geçmeyelim dergi Konya dergisi olunca Konyalı yazarların da doğal olarak öne çıkması beklenir. Fakat derginin birinci sayısını tanıtırken giderek irtifa kaybedeceğini söylemiştik. Bu kadar hızlı olacağını da beklemiyorduk açıkçası. Çünkü yayın kurulunda yer alan ve birinci sayıda ürünleri olan bir sürü Konyalı yazarın bu sayıda hiç bir ürünü yok. 

2 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Zaten ahbapları yazarıyla bir sürü söyleşi yapıp kitap hakkında bir sürü yazı yazdılar.
    Çünkü yayın kurulunda yer alan ve birinci sayıda ürünleri olan bir sürü Konyalı yazarın bu sayıda hiç bir ürünü yok.

    Yukarıdaki cümleleri kurabilecek kadar Türkçe özürlü birinin belediye bültenini bile eline abdestsiz almaması gerekir. Ayıp değil günah... "Sürü" ne yahu... Herkesi sizin cinsinizle saymıyorlar. Biraz "kâmûs"a bakın. Kâmûs, nâmustur.

    YanıtlaSil

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.