31 Ekim 2011 Pazartesi

Fayrap 44

FAYRAP
Sayı: 44
Ekim 2011





















Ayın son günlerinde ancak çıkabilen Fayrap'ın Ekim 2011 sayısına bakınca sevgilim şunu dedi: "Gerileme dönemine giren Fayrap'a inat, Ömer Yalçınova altın çağını yaşıyor." Tarih tekerrür eder; bir parti, bir devlet geriledikçe aklıselim olanların sözleri dinlenmez de en yeteneksiz kişilere kalır meydan. İstanbul'un ilçe belediyelerinin birinin salaş kütüphanelerinden birinde memur olduğu söylenen Ömer Yalçınova, Fayrap'ın artık her şeysi. Kaşla göz arasında derginin künyesindeki editörlüğü de kaparak aileye girmiş, ikinci Ömer olmuş, yani Ömer b. Abdülaziz. Ne demişler; ne kadar biat ve itaat, o kadar taltif ve ifrazat. Hakan yanlış ata oynuyor anlayacağınız. Ah ulan Hakan, sen kalk birbirinden yetenekli eski arkadaşlarını kır geç de böyle bebelere kal. Üç yıldır yaptığımız eleştirileri ti'ye al. Bu kafayla sittin sene iflah olmazsın. 

Giriş yazısında Hakan Arslanbenzer gene birilerini bulup çatmış. Bu sefer bulduğu isimler Hakan Şarkdemir, Murat Menteş, İbrahim Tenekeci gibi edebi rüştünü ispat etmiş kişiler değil. Vasat altı şiirler yazan adı sanı duyulmamış kişilerden söz ediyor. Kızmış gibi yaparak onlarla iletişim kurmaya çabalıyor. Hakan'ın vardır öyle işleri. Zamanında Efe Murad'a demediğini bırakmadı, sonra kanka oldu onunla. Hakan, giriş yazısında internette edebiyat yapılmaz demeye getiriyor sözü. Çok pelesenk bir konu ve çok özensiz bir yazı. Ailesine laf atılan yazılar yazılıyormuş nette. Yalan dolan. Günün yirmi beş saati işimiz gereği net başındayız, Hakan hakkında böyle bir yazı yazıldığı falan yok. Biraz güldük yazıya. 

Bayanlar önden tabii. Melek Arslanbenzer'in şiiri şu hikmet ve haşmet dolu dizelerle açılıyor. Haşmet de duysun:

Herşeyin herşeyle bir ilgisi var
Bunu her gün biraz daha anlıyorum

Ve şiir şu dizeyle bitiyor:

Ölsen de farketmez kalsan da

İşte size hikemî şiir. İlk dizesi, son dizesi ve arada sıkışan tüm dizeler böyle sıradan altı. "Çalışılmış bayağılık" diyelim biz buna. Melek hanım şiirden anlamıyor. Türk şiir birikimi hiç olmamış gibi yazıyor. Bunun sebebini anlamak için dergideki bir sonraki şiire geliyoruz. Karşınızda "Yılmaz Savaşçı" Hakan Arslanbenzer ve şen şakrak bir şiiri:

Şair değilim devrimci İslamcı romantik platonik
Hırçın ve anarşist değilim soylu ve yalnız

Tipik bir Hakan şiiri. Nostalji, öfke, yapay bir tevekkül ve illa ki özgeçmiş kutsaması, dünyaya güya boşvermişlik... Türk halkını önemseyen "avangard" adıyla yayınevi kurar mı, parayı sevmeyen, dünyayı boşveren avea reklamı alır mı? Bu yapaylık şeytanı, Hakan'ın peşini bırakacağa benzemiyor. Şiirine gelince, neden bu şiiri bir kitap yapmıyor ki? Bu şiirden bir kitap çıkar. Zaten bütün şiirleri özyaşamöyküsü sayılabilir Hakan'ın. Öyle de bir üslubu var ki anlat anlat gitsin. Ansiklöpedi bile olur. Bakın hemen ardından gelen Fazıl Baş şiiri de öyle:

Bir birey olarak kendini sunabilir
bir şirket binasına tek başına girebilirsin
bir mülakatta tek başına anlatabilirsin büyük bir yetke ve kabiliyetle
kendini ifade salahiyeti kendindedir

Bu tarz sıradan sözleri yığmaya (sanat değeri olmadığından böylesi anlatı şiirleri kısa ve çarpıcı olamazlar) neo-epik diyorlar ve hepimizi fena halde güldürüyorlar. Neden herkes bunlarla dalga geçiyor? Bir saçmalığı cilalayan adama gülünmez mi? Hacı Murat'a kurşun geçirmez kaporta yaptıran adama gülünmez mi? Mahallenin serseri abisi Hacı Murat'ı süslüyor, birçok yeniyetme de etrafında toplanmış. Hakan ve çetesi bu işte. Bunların şiirleri de böyle bir şeyler. Durumu aydınlatmak için taklit ediyorum:

Amy Winhause öldü pek muhterem halkım
Cuma namazına elhamdülillah çok giden halkım
Blue Jeanslarda ve reklam bilboardlarında
Hiç olmadık
İsmet Özel'e kulak verdik ve hep Erbakancıydık
Çok şükür elhamdülillah
Ben Müslüman'ım dedim Türk'üm
Zaten halk otobüslerinde metrolarda nedir halkımı çekip çeviren

Gibi şeylere ısrarla şiir diyorlar. Sonra birbirleriyle söyleşi yapıyorlar. Hakan'a doğum günü armağan ediyorlar. Hem de kendi dergilerinde. Her sayıda o kadar "aile içi" muhabbet var ki artık Fayrap tam bir lokal dergi oldu. Hatta "Hakan gillerin bülteni" diyelim biz şuna. Ve bütün dergi boyunca "Hakan" ve "Arslanbenzer" kelimeleri o kadar çok bir arada kullanılıyor ki içi dışı ıyyk oluyor insanın. Örnekse bu sayıda Hakan Kalkan'la İbrahim Aladağ konuşuyorlar. Bu ikili bir zaman ev arkadaşlarıymış. İki kanka var yani karşımızda ve birbirlerini övüp duruyorlar. Bu, Berna Olgaç'ın, kocası Mustafa Fırat'ı övmesine benziyor. Ya da Aykut Nasip Kelebek adlı Sancho Panza'nın Don Kişot'u, yani Zafer Acar'ı övmesine benziyor. E zaten diyeceksiniz Fayrap bunu hep yapıyor. Doğru, daha geçen sayıda karı koca boş boş konuşarak sayfa törpüsü bir söyleşi yapmışlardı Fayrap'ta. İnsanda edebî bir gurur olur, bir erkeklik olur, ayıptır. Bu sayıda Hakan'ın şiiri Melek'i anlatıyor. Melek de arada "koca" imgesi üzerinden kocası Hakan'ı anlatıyor. 

İbrahim Aladağ adlı kavruk delikanlı Hakan Kalkan'la değil de Hakan Arslanbenzer'le konuşmuş sanki. Altı sayfayı kaplayan sayfa törpüsü söyleşide o kadar çok Arslanbenzer vurgusu var ki "pes be kardeşim, yalakalığın böylesi de..." diyoruz birbirimize. Altını çizip saydık, dergide kırk bir yerde Hakan Arslanbenzer adı geçiyor. Pes diyeniniz de vardır, kırk bir kere maşallah diyeniniz de... Ama bizim fikrimiz şu: Türk şiiri taşra tüccarlarına bırakılmamalıydı. Maraşlılar, Malatyalılar, Karslılar, Erzurumlular ırzına geçtiler edebiyat aleminin. Şehir kültürü almamış adamın önce adam olması, sonra kaleme dokunması gerek diyeceğim, faşist diye saldıracaklar bize.

Ömer Yalçınova, Hakan Kalkan şiiri için "genişleyen bir coğrafya" demiş. Bu nassı bişi ula Omar? "Şık bir duruşu var" diye devam etmiş. Ala gaşlarını sevdiğim Omar, sen ne ayaksın? Edebiyat esnaflığına önlük bağladın ama bir şiire dair yazdığın yazıda bildik laaflar, bildik şairler, klişe yargılar gırla gidiyor. Hakan abin düzeltmedi mi yazdıklarını? Doğru ya, hangi birini düzeltsin, tetik basmaktan parmağın düşmüştür senin.

YEL.

20 yorum:

  1. fayrap'ı bu kadar güzel özetleyen bir yazı yok. çok ama çok iyi olmuş. ankara'dan selamlar...

    YanıtlaSil
  2. YA ZATEN ÖMER YALÇINOVA ADI, HAKAN ASLANBENZER'İN TAKMA ADI DEĞİLMİYDİ? KAFAM KARIŞTI ŞİMDİ.

    YanıtlaSil
  3. yanlışınız yok. ömer yalçınova hakan arslanbenzer'in müstear ismi. bu yel, mel, tel... kimin müstear ismi? bir de bunu söyleyen çıksa, iyi olur.

    YanıtlaSil
  4. ibrahim aladağ6 Kasım 2011 00:10

    ben ibrahim aladağ. yukarıdaki yazıda adı geçen, adını söylemekten korkmayan; tıpkı bildiğini söylemekten korkmadığı gibi. bu yazının altına yazılanların yanlışlığıyla, haksızlığıyla, tutarsızlığıyla, münafıklığıyla ilgili şeyler yazmayacağım. çünkü yazanın kim olduğunu bilmiyorum, sadece korkak olduğunu biliyorum. kimsen adını söyle. saldırmışsın, dişini göstermişsin, ısırabilecek misin bir de onu görelim. ne kadar delikanlısın bak, kafa tutmuşsun. delikanlı olanın adı olur, namı olur. ortaya lafı atıp kaçana başka isimler de koyarız. kimsin, nesin?

    YanıtlaSil
  5. isim neydi yel kardeş. korkak değilsin di mi. erkek misin mesela. bilelim erkek misin? bir ismin vardır elbet yazabildiğine göre de insansın. biz de takma isimle dolaşanlara pek iyi gözle bakmazlar, adamın bir eksikliği var ki ismini takmalamış, derler. insan mısın ismini yaz da bilelim.

    YanıtlaSil
  6. bu yazıda söylenen hiçbir şey doğru değil. dedikodu ve karalama ve buğz dolu bir yazı. o yüzden cevap verilecek bir yazı değil. yazan kişinin Allah içine biraz ferahlık versin. çok kıskanç ve çok boğuntulu biri olmalı. yazıklar olsun. eleştiri bu değil.

    YanıtlaSil
  7. elma dersem çık armut dersem çıkma. her kimsen yel mel tel sel koduynan yazma. kimsin gardaş kimsin? in misin cin misin bilemedik bağışla. lakin zorlu yazmışsın bre gardaş ha!

    YanıtlaSil
  8. 3 adımda Neo-epik şiir:

    1- Allah deyin
    2- Ekmek, halk deyin
    3- Küfredin.

    Resmen bu yolu izliyor adamlar :D Küfrü o kadar lüzumsuz yere koyuyor ki mesela bu kural sebebi ile 30 metre öteden sırıtıyor.

    YanıtlaSil
  9. hakan arslanbenzer hemen bebelerini salmış buraya da... ibrahim aladağ ve hakan kalkan; hakan'ın kıçını yalamayı bırakın da efendi gibi bi şeyler okuyun öğrenin... sağda solda da efelenmeyin başkası adına, bir gün acımazlar, alırlar façanızı aşağı sizin

    YanıtlaSil
  10. ibrahim aladağ9 Kasım 2011 21:39

    lan ibne kimsin sen korkuyor musun adını söylemekten. gel al façamı aşağı bakayım. kim olduğun belli değil sikimi mi yiyecen gel, adım belli adresim bellii. sen hangi amına koduğumsun?

    YanıtlaSil
  11. bakın bu yaptığınız tamamen korkakça. kusura bakmayın ama işin kaypaklığına gidiyorsunuz. adamlara esip gürlüyorsunuz, isminiz yok. dalga geçmeye çalışıyorsunuz, komikleşiyorsunuz, beceremiyorsunuz. yazdığınız yazı bişeye benzemiyor. onların hakaret içerikli yorumlarını girmiyor, ama siz hakaret etmeye devam ediyorsunuz. ne biçim insanlarsınız siz. sizin ananız babanız yok mu? hiç mi edep, terbiye, insanlık dersi almadınız? (galip turnagöl)

    YanıtlaSil
  12. günha girmeyin ey müslümanlar, günaha girmeyin. işin şakası bi yana kalsın da biz solcular sizden daha müslümanız sanırım. sol birçok ortamda bulundum kimse sövmüyor. siz bu küfürbazlıkla nasıl müslüman oluyorsunuz...... bildiğim kadar islam küfre karşı olarak ortaya çıktı

    YanıtlaSil
  13. Arkadaşlarla Kızılay’da Nihat Genç'le çok Arslanbenzer'le ara sıra otururduk. Şimdi İstanbul’a taşınmış ve şiiri bıraktığını söylemiş ama demekki bırakmamış. Kendisi sürekli ben yirmi yedi yaşımda İsmet Özel'e göre çok daha ünlüydüm diye kabarırdı. Bu yazıdakiler gerçek. Şiir üzerine konuşmak için veya dergi dedikoduları için bir iki buluştuk, adamın ODTÜ anılarını dinlemekten gına gelirdi. Ne zaman görsek yolu değiştirirdik. (Volkan Karakaş)

    YanıtlaSil
  14. bunlar hakan aslanbenzer yavşağından küfrün hikmetini ve terennümünü bir iyice öğrenmişler nasıl olsa, sorun yok. neyse koçlarım, türk edebiyatı sizin gibi çok dallama gördü; hepsi de çöpte şu an... ıkınsanız da sıkınsanız da, ne kadar götünüzü de yırtsanız yeriniz belli

    YanıtlaSil
  15. volkan karakaş sen nasipsizsen, hakan arslanbenzer ne yapsın?! demek ki adamın anlattıklarından bir şey alamayacak kadar... (her neyse). [galip turnagöl]

    YanıtlaSil
  16. Alaycı bir dille eleştiri yapılmış. Hiç ciddiye alınmadan. Gerçekte olsa bunlar; bu şekilde eleştiri yapılmaz.

    YanıtlaSil
  17. bırak fayrap'ın içeriğini eleştirmeyi, siz böyle bir dergi kapağını bile hayal edemezsiniz. yerini bil kendinle barış.

    YanıtlaSil
  18. Bu siteyi yeni gördüm, dergiler üzerine yazılanları tek tek okumaya çalışıyorum. Siteyi hazırlayanları falan da tanımıyorum haliyle, esasında Fayrap tahifesini de tanımam. Ama okurdum bir vakit. Her neyse, mesele o değil. Diyeceğim de o değil de bu nasıl bir seviyesizliktir kardeşim? Dergi ile, edebiyat ile, yazı ile, sanat ile bir şekilde ilgilenen insanların ağız dalaşı yapma şekline bakın. Ayıptır efendim, siz ne biçim edebiyatçısınız derler sonra? Derler mi? Desinler eğer dememişlerse hala... Yazı da aşırı öznel, karalama üzerine yazılmış gibi ayrıca. O da bir sıkıntı... Edebiyat bu mu bilmiyorum, iyi ki edebiyatçı, dergici falan değilim. Olsam da soğurdum herhalde... Küfürle, karalamayla bir yere varılmaz. Eleştiri de düzgün olacak yorum da. Neyse... Selam olsun... (ilkergibiaslan)

    YanıtlaSil
  19. çenesi düşük, şiir falan olmayan uzun şiirler, başka deyişle nutuklar + güzel hikayeler + didaktik, nesnellikten uzak, ama nispeten seviyeli incelemeler + h.a. egoso = fayrap

    okunmasa da olur ama okunsa daha güzel olur.

    YanıtlaSil
  20. Eleştirilmeyi bile kaldıramayan insanların yazdıkları edebiyat metni oluyor da biz de onları okuyoruz.gidin Allahaşkına.Fayrap kendi çalar kendi oynar.Objektif olunabilse kimsenin de olumlu bir şey yazabilecegini düşünmüyorum,Fayrap hakkında.Ama nerdeee..

    YanıtlaSil

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.