29 Kasım 2011 Salı

Fayrap 45

FAYRAP
Sayı: 45
Kasım 2011




















Fayrap’ın Kasım sayısı, Kasım ayının sonunda çıktı. Gerçi erkenden Fayrap sitesinde derginin çıktığını ve bu sayının içeriğini ilan ettiler ama ya kitapçılara geç geldi ya da dergi ayın sonunda çıktı. Zaten sayın editör dergiyi kapatacağını söylüyor giriş yazısında. Mazlumu oynamayı seven toplumuz. Bu da bizi hem ezik hem de yazıklanmacı yapay kişilere çeviriyor. Bildiğimiz kadarıyla Fayrap satıyor (iki tane biz alıyoruz) ve evelallah avea varken de Fayrap’a bir şeycikler olmaz. Meğer ki bu yazıya nispet edip kapatmasınlar…



Tamam Yahut Devam adlı giriş yazısında Hakan gene aynı Hakan. Yahu sataşmayın şu adama diyorsanız (ki sataşmıyoruz herkese üzerimizdeki hakkını teslim ediyoruz!) şunun cevabını vermelisiniz: Bir adam neden bütün söylediklerine kendi hayatını bulaştırır? Ve neden bütün anı kesitlerinde kendini parlatıp çevresindekileri sönükleştirir? Söz Hakan’da: “Dergâh’ta çalışırken Mustafa Kutlu eski bir yazıyı bulmak istediğinde hangi sayıda yayınladığını hatırlayamaz, bana buldururdu. Hayret ederdim, adam yazının hangi sayıda çıktığını hatırlamıyor diye.” Aynı yazıda, şiirde kuşağının hemen tamamını etkilediğini söylüyor. Hadi bir eleştirmen kolları sıvasın da “İbrahim Tenekeci Şiirinde Arslanbenzer Etkisi” diye bir makale döşensin Fayrap için. İsmet Özel, Bayrampaşa’da yaptığı konuşmada “Türk şiirinin, komutanından geçtim, benden başka bir tane neferi bile yok!” diye kestirip atarken haksız mıydı? (bkz: istiklalmarsidernegi.org) Hakan, kendi kuşağımı etkiledim derken, bunu sık sık dile getirirken nedense örnek metinler sunmuyor. Var mı Süleyman Çobanoğlu’nda, Ahmet Murat’ta Arslanbenzer etkisi? Belki kendi kuşağında değil ama Fayrap dergisinde yazan talebelerinde vardır bu etki. Dilin kemiği yoktur sözüyle ağanın eli tutulmaz sözü kol kola ilerliyorlar…
Gerçi bu kadarla kalsa gene iyi, aynı yazıda kendisinin bütün bir Türk şiirinin yönünü değiştiren adam olduğunu öne sürmesine ne demeli? Ve hemen ardından aynı yazıda böyle kudretli bir üst-şairin şunu yazması tuhaf ve acıklı bir hikâye: “Ben şair değilim.” Bu işi psikodramatistlere bırakalım. Devam edelim o halde. Hiçbir edebiyat dergisinin giriş yazısında göremediğimiz bu sıra dışı yargılar, tam birer ‘sesli düşünme’ örneği. Kendisi şiir yazıyormuş ama o yazdıkları bir türlü şiir kıvamını yakalayamıyormuş. Ve bunu söyleyebilmek erkekçe bir şeymiş. Yorulmuş. Fayrap’ı bu yılın sonunda bırakmayı düşünüyormuş. Yani bir ay sonra Fayrap veda sayısıyla karşımızda mı olacak? Bu giriş yazısının başlığı bile Hakan’ın bu yargısının naz olduğunu gösteriyor. Nazlı editörümüz devam ediyor: Kendisinin iyi bir insan olduğunu sanmıyormuş. Başarılı bir adam olduğunu sanmıyormuş, estek köstek… İyi de bize ne bütün bu iç dökmelerinden, iç monologlarından? Mesela çıkıp desin; artık iyi şiir yok, iyi öykü yok, iyi eleştiri yok dolayısıyla Fayrap'ın çıkmasına gerek yok. Anlayışla karşılarız.

Derginin ilk edebi metni, Belya Düz’e ait bir manzume. Bu metni daha iyi anlayabilmek için, sitemizde daha önce yayımlanan Fayrap 44 adlı yazıyı okumanız icap edecek sevgili okurlarımız. Orada Fayrap şiirlerinin (Dünya şiirinde neo-epik ayrı bir şeydir. Fayrap’takiler neo-epik değildir.) hep aynı konuları işlediğini yazmış, bu konuları da sıralamıştık. Bunları burada tekrar etmeyeceğiz. O doğrultuda Belya’nın şiirine bakalım:

Bir adam tokat yesin patronundan
ve o gururla hiç yüzüne bakmasın yemekte karısının,
ve o sinirle küfretsin evinin duvarlarına
(…)
bir memur, camiye yürüsün bir memur, halk görsün bunu
(…)
bir genç kekeleyen bir amcayı anlamaya çalışsın sabırla, bir kadın yas tutsun ölen kızı için komşularla beraber, bunları görsün halktan biri ve işte popülizm desin.
Bir insan hiç tanımadığı birine gideceği yolu tarif etsin, bunu da görsün bir yazar ve buna popülizm desin.
Bir şair pazara gitsin, bir adamın yarım kilo domates aldığını görsün, -halk pazarda yarım kilo domates alır-
(…)
ve bunu neo epik yazsın
ki zaten neo epik olduğu için.
Ne var bu kesitlerde, yaklaşalım bakalım. İkinci dizedeki “gurur” kelimesi oraya uygun düşmemiş. Yanlış kullanılmış. Tokat yemenin gururu olmaz. “Yıkılmışlık” olabilirdi mesela. Kekeleyen bir amcayı dinleyen bir genç, ölen kızı için komşularıyla birlikte yas tutan kadın vs görüntüleriyle büyümüştür herkes ve hiç kimse bunlara bakıp “işte popülizm budur” dememiştir. (Bu yazıyı Word programında yazıyoruz, her “popülizm” yazışımızda o kelimenin altını çiziyor program. Sağ tıklıyoruz, “halkçılık, ucuz halkçılık, halk yardakçılığı” ifadeleri alternatif olarak sunuluyor. Kusursuz komedi.) Ve şiire dönecek olursak; hiçbir yazar, yol tarifinde bulunan bir adama bakıp buna popülizm demez, ayrıca halk pazardan yarım kilo domates almaz. Şu sıra sera domatesleri çıktı da biraz pahalandı domates. Yazın üç kilosu beş lira olunca halk altı kilo alıyor, daha ucuz olunca kasayla alıp salça yapıyor. Demek ki halkın irfanı yarım kilo domatese hapsedilemez! Sayın editör bütün bunları görmeden böbürlenip duruyor… Neden görmüyor? Çünkü en genel anlamda bu şiirimsi metinde iki şey var: Popülizmin tarifi ve neo-epik şiirin güzellemesi. Her iki tarif de kesinlikle yanlış olmasına rağmen editörün gözlerinin parlamasına yetiyor. Çünkü göz ile şiir arasında başka şeyler var.
İkinci manzum metin Ömer Yalçınova’ya ait. İsmi ve başlığı kaldırırsak Belya’nın şiirinin devam ettiğini düşünebiliriz:
Sohbete tutuşmuş gençlik
Kimindeyse hep siyaset konuşan, halkı konuşan ve ülkeyi
(…)
Halkındır bir de Allah’tır Kahhar ve Rahim
(…)
Çünkü senin ekmeğine daha kolay ulaşılacak
(…)
Allah’a karşı sorumluluk, ailene, dostlarına, kendine karşı sorumluluk
Ve bütün sevdiklerine inançlarına toplumuna karşı sorumluluk
  
Şimdi Allah aşkına bunlar şiir dizeleri olabilir mi? Bu kadar kendini tekrarlayan bir başka yapı var mı? Sızıntı dergisinde bile bu kadar tekrar olmayabilir, bilemiyoruz ama Fayrap’ın her sayısı o kadar birbirine benziyor ki, şiirleri, söyleşileri o kadar birbirini andırıyor ki, yani o kadar olur. Bütün metinlerde var olan bu. Nurcan Toprak’ın kaç öyküsünde, Ömer Yalçınova’nın kaç şiirinde Arslanbenzer’in adı geçer? Bunu geleceğin eleştirmenlerine bırakıyoruz…

Önceki dergi değerlendirmemizde Fayrap’ın artık bir aile geleneği olan ‘birbiriyle söyleşi’ durumundan söz etmiştik. Sitemize gelen küfürlerin ardı arkası kesilmedi. Yaptığımız işin hakkını verebilmek adına bu bayağı küfürleri yayımlamadık. Fakat Fayrap’ı boşa eleştirmişiz, bu sayıda da Ömer Yalçınova ile Hakan Arslanbenzer söyleşmişler. Ne anladık biz bu işten? Üstelik soruların çoğu Arslanbenzer’e ait gibi duruyor. Nedense Ömer Yalçınova, “niyetim taş atıp kimsenin kafasını yarmak değil” diye başlamış ilk soruya. (Burada “kimsenin” yerine “birilerinin” kelimesi daha uygun düşerdi. Bu, teknik bir düzelti. İçerik daha fena.) Fayrap’ın kimsenin kafasını kırmayacağını biliyor piyasa. Fayrap’ın taşları beze sarılıdır. Fayrap, sanıldığı gibi “hard” bir dergi değildir. Barışmak üzere küser, dikkate alınmak üzere söver, iletişim kurabilmek için hır-gür çıkarır… Söyleşinin başlığında tuhaf bir yaklaşımla Hakan şu sıfatla sunulmuş: “Avangard Yayınları’nı kuran…” Ve Hakan, yayınevinin şiarını şu parolayla açıklıyor: “Kibre karşı kibir, işte şiarımız.” Bir yayınevinin böyle bir yayın politikası olabilir mi? Bu yayınevi adı gibi olacak diyor Arslanbenzer: “Adı üstünde girişimci, öncü, yenilikçi…” Söyleşi boyunca birçok soruya Arslanbenzer’i överek başlıyor Yalçınova. Arslanbenzer de kendi huylarını, yayınevleriyle ilgili anılarını paylaşıyor. Ve bu dergi, sözde Türkiye’nin en iyi edebiyat dergisi oluyor! Dün “marka olduk” denip, bugün “kapatacağız” deniyor.
Her metinde sözü kendine getirmeyi asla ıskalamayan Arslanbenzer’in boy boy anı kitapları olmalı. Hem de Muzaffer Buyrukçu anıları gibi tarafgir olmamalı. Kendisi açısından zor da olsa dürüst ve ahlaklı yazmalı.
Fayrap’ın bu sayısında Cihat Aktaş’ın uzun ve ayrıntı zengini metni dışında hiç öykü metni yok. 

Remzi Şimşek’in Faulkner’in suçlu karakterlerinden Popeye kişisini ele aldığı yazısı redaksiyona muhtaçken öylece yayımlanmış. 

Türkiye’nin yaşayan en iyi editöründen istirhamımız açtığı çığıra sahip çıkmasıdır.

7 yorum:

  1. süper süper süper. hayranım bu siteye..

    YanıtlaSil
  2. abartma. herkes kendi işine geleni seviyor sanki bu sitede. kimin birine garezi varsa, o dile gelince tatmin oluyor. "yanlıştan doğru çıkmaz" derdi babam. edebiyat ortamı zaten pisliktne, kinden, kibirden, garezden geçilmiyor. bu sitenin de onlardan ne farkı var allah aşkına. farkına varmadan, üstelik karşılık iyilik altına, gereksiz yere ne günahlara, ne haklara giriyorlar şu sitede. buna ne lüzum vardı? doğruyu söylemek aşkıyla mı tutuşuyor bu arkadaşlar? doğru böyle dile gelmez. eğri dilden doğru söz çıkmaz. hadi bunların bir amacı var yapıyorlar, bırakın takılsınlar. okuyucu alet olmasın. okursun geçer. okumazsan kardasın ya, neyse. fayrap'ın önceki sayısının altındaki yorumlara bakın. bir zümre din üzerinden artistlik yapıyor. kapağına 'allah' yazıyor, adam allah'ı sömürüyor aklıyla, altına da sinkaf'lı küfürler geliyor. neyin karşılıksız iyiliği bu. kendiniz kandırmayın beyler. bitti.

    YanıtlaSil
  3. Kimse hakan ve saz arkadaşları kadar birilerinin hakkına giremeyeceği için sorun yok. hakan ve saz arkadaşları da birbirleri ile söyleşerek türkiye'nin en iyi dergisini çıkardıklarını iddia etmesinler hele sözlerinin halkta karşılığı olduğunu hiç zannetmesinler. onlar saz ekibi olarak takılıyorlar kendi aralarında. durum bundan ibaret. çevresinde kimseyi bulamadığı için çevresine aldığı küçük çocuklarla ya da bu sıfata uyan yaşça büyük insanlarla kendi kendilerine hoplayıp zıplasınlar.

    YanıtlaSil
  4. Şimdi hakan deyip de başkalarını temize çekmemek gerek. onlardan çok var çünkü. ibrahim ve cücükleri ne olacak? itibarlı iş yapıyoruz, baskı üstüne baskı yapıyoruz diyerek enaniyet denizinde yüzen bu şahıslar da aynı terane. adamlar dergi çıkarıyor. derginin aynı sayısında bir şiir var. birkaç sayfa ötesinde o şiiri pohpohlayan bir yazı. dur hele. millet okusun şu şiiri bir. yapma ibrahim din kardeşiyiz demek geçiyor içimden.

    YanıtlaSil
  5. hakan arslanbenzere karşı eziksiniz. bu ezikliğinizi böyle perde arkasından efelik yaparak gidermeye çalışıyorsunuz. ne yaparsanız yapın ezikliğinizi gizleyemiyorsunuz. hakan bey size ne yaptı çok merak ediyorum.

    YanıtlaSil
  6. tokat yemenin 'yıkılmışlık'ı mı?! mükemmel bir öneri karşılıksız iyilik! ama ben sesli güldüm, sağolasın :) öneri dizeler de bekliyoruz. daha çok gülelim ve daha çok anlaşılsın dergi, kitap hatmetmekle ahkâm kesilemeyeceği. yıkılmışlık dedi yahu...

    YanıtlaSil
  7. önceki yazınıza yapılan küfürler işe yaramış, ağzı gözü düzgün bir yazı yazmaya çalışmışsınız. aferin lan! adam olun böyle.

    YanıtlaSil

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.