21 Kasım 2011 Pazartesi

Edebiyat Ortamı 23

EDEBİYAT ORTAMI
Sayı: 23
Kasım, Aralık 2011



Edebiyat Ortamı’nda neredeyse bütün metinlere bulaşmış rahatsız edici mistik hava ve Sadık Yalsızuçanlar tarzı sufizm, dergiyi çekilmez bir duruma getirmiş. 

İrfan Çevik, “Akdeniz Türk deniz” gibi, “Bağdat üzerinden Beyrut sularına dalmak” gibi hamasi şeyler içermesine rağmen bu sayının en güzel şiirlerinden birini yazmış. Kalırım cebinde yağmurlu gecenin / Sokağı emen bir çocuk olurum diyen Bülent Ata da öyle. 

Cevdet Karal da dergiyi pek önemsemediği için midir nedir en kötü şiirlerinden birini vermiş galiba. Yoksa “Yukarda gök sanki memen” gibi sıradan şairlerin erotik imgelerinden medet umarak ve “Ağzım sarışın şarap tadında”, “Aşkla tutuşan soba”, “Sarışın kadehi dişlerim” gibi tatsız tutsuz imgelerle şiirini doldurmazdı bizim bildiğimiz Cevdet Karal. 

Ali Ayçil yazısına içeriği çok güzel yansıtan bir başlık bulmuş: Kötü Yazı. Yeni yayınlanacak kitabından bir bölümmüş bu parça. Dergah'ın son sayısında da vardı son kitabından alıntı. Ne mi anlatıyor? Yorulmuş, onu anlatıyor uzun uzun. 

A. Barış Ağır “söylen”li “yuğ-“lı şiirsi bir metinle, Adem Özdağ da Turgut Uyar’dan fazlasıyla etkilendiği bir şiirle katılmış dergiye. “kirli banknot” ve “plastik soba” Turgut Uyar’ın Geyikli Gece’sinden; “kirli sakal”, Çok Üşümek’ten; “uçsuz bir gök” “bıraktım göğü çocuklara” da Göğe Bakma Durağı’ndan derlenmiş. Şiirin adı Turgut Uyar olsaydı o zaman bir anlam ifade edebilirdi belki.

Şiirlerin hemen ardından Sadık Yalsızuçanlar devreye girmiş. Üffffff ki üff! Bu sufi öykücüyü bilirsiniz. “Ey can!”lar, “Ey dost”lar, “mürşidin yoluna revan olma”lar, “hikmeti aramak için diz çökme”ler taşıyor metinlerinde. Öyküye aldığı vurucu anekdota bakın siz verin kararı: “Tapduk koluna konmak, kılavuzun huzuruna terbiyeye gelmektir. Doğan eğitilip avcı kuş haline geldiği gibi, derviş de bir yetkin insanca terbiye edilerek hikmet avcılığına çıkar.” Ne söz ama! Feyiz aldınız mı?

Hilal Karahan Hallac-ı Mansur’un Tavasin adlı kitabını tanıtmış. Hallac’ın 49 kitabından elimize ulaşan tek kitabı buymuş. İlginç! Yaşar Nuri, Hallac’la ilgili o koca kitabı neye dayanarak yazdı acaba?

Nobel ödülünü alan şair Transistörlü Ömer’le ilgili bir çeviri yazı ve ardından çeviri şiirler var dergide. Dört şiir çevirisinin üç tanesi Tasfiye’dekilerle aynı. Muhtemelen yabancı basında dönüp duran birkaç şiiri bizimkiler alıp alıp çevirmişler. Yoksa kim bile, kim tanıya İsveçli Omar’ı.

Sıra geldi akademisyenlerin tırı vırılarına. Turan Karataş, Salah Birsel’le ilgili Wikipedia tadında bir yazı yazmış. Hemen ardından Orhan Okay’la bir söyleşi yapmış. Hem de son derece muğlak, çetrefil, zihinleri allak bullak eden bir konu hakkında: Edebiyatın “edeb”i üzerine. Edebiyatın edebini savunurken Yeraltı edebiyatını nereye koymak lazım gelir, “kötülüğün estetiği” denilen şeye nasıl bakmalı, bu konuda çok kalem oynatmış Bataille ne der, bişeyler öğrenmek istiyoruz da... Konuşanlar sanki iki edebiyat bilimci değil de, dergâhta nargile fokurdatırken, enfiye çekerken sohbet eden eski zaman dervişi.

Orhan hoca şiirin gidişatını iyi görmüyor. Gençleri okuyamıyorum, anlayamıyorum diyor. Tabii anlayamazsın hocam. Önce Yahya Kemal’lerden Tanpınar’lardan bu tarafa biraz aşıp gelmen lazım. Turan Karataş bu bakımdan bir istisna olsa da pek çok akademisyen, bugünün şair ve yazarları ne yazıyor ne çiziyor diye merak etmezler. Dergileri almazlar, hatta İkinci Yeni sonrasını bile bilmezler. İkinci Yeni’yi bilirler mi? Hayır, sadece kabul etmeleri gerektiği için onaylarlar. Ama okumazlar. "Şiir, Hisarcıların dil seviyesine ulaşacak bir gün" diyen edebiyat profesörü biliyoruz daha ne olsun. Bakın Orhan hoca nasıl sitemde bulunuyor: “Değil bölüm öğrencileri, sadece bu alanlarda yüksek lisans ve doktora yapan öğrencilerin ellinde bile edebiyat tarihleri, basılı divanlar, edebiyat sözlük ve ansiklopedileri gibi kaynak eserler olsaydı..” Sitemde bulunurken bile merd-i kıpti sirkatin söylüyor. İnsanların okumamasından yakınan, edebiyat zevkinin düşüklüğünden dem vuran bir insanın, bu kitapları sıralaması için ancak akademisyen olması gerekir. Başka açıklaması olamaz.

Yunus Melih, Erdal Çakır’ın şiir kitabını “samimi, sahici, çok katmanlı, derinlikli” gibi klişelerle değerlendirirken ne çamlar deviriyor bir bilseniz. Edip Cansever’e Turgut Uyar’a harcadığımız mesaiyi Şeyh Galip’lere, Eşrefoğlu Rumi’lere, Yenişehirli Avni’lere ayırmıyormuşuz. Bu irfan sofralarından nasiplenmeliymişiz. Bugünün şiirinin, dilinin ulaştığı imkân vasıtalarını bırakıp Eşrefoğlu Rumi okuyacağız öyle mi? Peki okuyalım. Bugünün şiiri imgeyi terketmiş, kelime ağırlıklı şiir yazılıyormuş. Derinliğin salt imge ile yansıtılacağı yanılgısı terkedilmişmiş. Sen terk et imgeyi. Terk et de aşağıdaki, bir şeymiş gibi alıntı yaptığın zırıltılar çıksın ortaya:
Büyüklüğün korkutmuyor ben sana aşığım
Seni kavrayamadığım kadar çok seviyorum

T. Pirselimolu’nun Saç ve J. Sheridan’ın Babam İçin filmleri ile ilgili birer tanıtım yazısı var bu sayıda.

Yunus Nadir’in Sadık Yalsızuçanlar’a ithaf ettiği öyküsünün başlığı Yolcu. Uzuuun uzun betimlemelerin ardından bir anda niyeyse öykünün zamanı değişiyor. (Muhtemelen yazar yazdıktan sonra tekrar okumamış) Sonra birisi şakır şakır Osmanlıca konuşuyor. Bu nasıl oluyorsa artık. (Osmanlıcayı farklı bir dil zannetme hastalığımızdan olsa.) Öykü ithaf edildiği isim olan Sadık Yalsızuçanlar tadında ilerlerken, Risale-yi Nur’dan bir alıntıyla turnayı gözünden vurup işi bitiriyor öykücü. Hah, mesajı verdin tamamdır artık.

Dergide H. Hüseyin Torun’a ait, Fatih Terim’in İngilizcesi gibi bir Frankfurt Ekolü eleştirisi var ki dillere destan: Frankfurt Ekolüne karşı değiliz, yaptıklarını küçümseyemeyiz. İyi işler yapmışlardır, Allah onlardan razı olsun. Amma velakin ne söylemiş atalar: El elden, akıl akıldan üstündür.


Bir de sona Mustafa Aydoğan ağırlığını kullanıp dört tane şiir koymuş. Keşke hiç koymasaydı. “Afrika parodiden bir şaka”ymış, öyle diyor.

5 yorum:

  1. keyifle okunan, sıkmayan, daraltmayan, akıcı bir dergi. bence editörü son derece samimi, başarılı. ideolojik olarak karşı kutuptan takdirle izliyorum. allah uzun ömürler versin.

    YanıtlaSil
  2. türk edebiyatı ilk defa yapıcı eleştiri görüyor,helal.yalnız eleştirileri yazarken altına isim yazmaktan çekinmeyin bence.
    dayak yemekten korkanın eleştirileri de bir yere kadar ciddiye alınır,değil mi abiler

    YanıtlaSil
  3. Derinden Okuyan Kabus

    arkadaşlar, yeni duydum, yeni gördüm bu siteyi. Oh be dedim. nihayet. yalakalık yapmadan sözünü söyleyen birileri çıktı.
    mustafa aydoğan dergiye gelen şiirleri yayınlamamakta ne kadar cimriyse kendi için o kadar cömert. pes yani. kendi için dergi çıkarmak. ihtiyacı yokken hem de.
    sizi yürekten kutluyorum. vallahi ben de şevke geldim. yazıp göndersem diyorum dergi yorumları. nasıl olur.

    YanıtlaSil
  4. piyasadaki 10 dergiden 8inin -bu kadar- "inancli" olmasi neden?

    YanıtlaSil
  5. Benim hikayeyi kaale alıp eleştirmemiş bile, çok iyi ya :)

    YanıtlaSil

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.