16 Kasım 2011 Çarşamba

Dergah 261

DERGAH
Sayı: 261
Kasım 2011




















Dergah dergisi seneler önce kaybettiği heyecanı tekrar yakalar mı acaba diye bekliyoruz. Ama maalesef her ay yanılıyoruz. Artık sadece çıkmaya mecbur da o yüzden çıkıyormuş gibi bir hal almaya başladı.


Kapakta Yağız Yalçınkaya'nın bir şiiri var: "Kerahat Vakti Söylediğimdir". "kerahat" değil "kerahet" demeyi yeğlediğimizi bir tarafa koyalım şiirdeki "bun" kelimesine takıldık:

"Evet hayıra yoruyorum bun yüksek başkan
Şehrimizi övüyor bağırıyor nankörlük tüzüklere giriyor
Sirk ve çadır hakkında kendime geliyorum
Silkeleniyorum kendime geliyorum bun artıyor." 

İlk dizedeki "bun" kelimesinin sehven yazıldığını aslında "bunu" olacağını bile düşünüyoruz. Aslında bu tür numaraların yerinde kullanılmadığında şiire zarar verdiğini düşünmek gerekiyor. 

Mustafa Kadir Atasoy'un zayıf başlayan ama okunabilir bir şiiri var. 

Gökhan Akçiçek'in "bu ne ya" dedirten bir şiiri var: 
"Gün, ışığını saçıyor
Usulca yüzüne.

Ve sana dönüyor
Yine,
Işığa bulanan 
Her zerre...
..."  
Eeee? diyebiliyoruz sadece. Artık Dergah dergisinde ya boş kalan satır sayısına özel şiir yazılıyor ya da o boşluğa göre gelen şiirler arasından seçim yapılıyor diye düşüneceğiz. Hatta şu an düşünüyoruz.

Dergide şiiri olan bir diğer isim Mustafa Köneçoğlu. Kendine has bir dili var Köneçoğlu'nun. Fakat bu dil artık kendini tekrar etmeye başladı. Çünkü şiirindeki kurgu ve bütünlük sadece bu dil ve dile bağlı oyunlardan besleniyor. Hatta bu oyunlar çoğu kez söylenecek sözün önüne geçiyor. Söylenecek sözün önüne yani şiirin kendisinin önüne bir şey geçince şiir artık tükeniyor.

Fatma Şengil Süzer'in "Elma ve Eylül" şiirini beğenerek okuduk. Eline sağlık Fatma Hanım. Yolun açık olsun.

Serkan Duman'ın başlarken çok zorlayan ama sonradan açılmaya çalışan ve klişe biten bir şiiri var: "onlar dirilmek için belki ölüme gün yakarlar türkü gibi". Bu şiir öldü sevgili Serkan.

Bülent Ata'nın "Rabbin Seni" şiirini sevdik. Aslında (çok da ihtiyacımız olan bir alanda) bir çocuk şiiri olarak değerlendirebiliriz. Müthiş. (Şunu da belirteyim ki şiirin sonundaki "toz" kelimesine takılmadım değil. Rabbin seni rüzgârın havalara savurduğu tozlardan bile çok seviyor demek çok hoş olmasa gerek.)

Şiirlerden bahsetmişken son şiir derginin arka kapağında yayınlanan Hıdır Toraman'ın Ağır Mentol şiiri. Aslında hareketli bir şiirmiş gibi görünse de öyle değil. Aslında şiir değil. Çünkü tutarsızlıklarla dolu bir kelime yığını. "kaç şairi yazlığında büyütmüştü Cumhuriyet", "gün geldi ilahlar Kudüs'e küstü" dizelerini anlayabilen el kaldırsın. Yazık güzelim arka kapağa. Bir cumhuriyet bir Kudüs bir de ilahlar dedin mi şiir olmuyor. Hastalık.

Dergah bu sayıda "derkenar" sütunlarına yazık etmiş. Ali Ayçil'in yeni çıkacak kitabından bir kesit alıntılanmış. Arkadaş bunun burada ne işi var demek zorundayız. Fatma Çolak Asan'ın Köneçoğlu'nun kitabı ile ilgili garip bir yazısı var. Yazıda "Köneçoğlu'nun şiirine ilişkin her açıklama eksik kalmak zorundaydı. Çünkü bizatihi Köneçoğlu'nun şiiri bir eksiği/eksikliği ima ediyor..." gibi cümleler var. Bu romantizm bu duygusal yaklaşım bu pohpohlama kültürü bir illet oldu artık yazılarda. Bir de Serdar Arslan'ın Nuri Bilge Ceylan'ın "Bir Zamanlar Anadolu'da" filminden ve filmden hareketle kısaca "benlik"ten bahseden ve yeni bir şey söylemeyen yazısı.

Hüsrev Hatemi, Dergah yayınlarından  ilk şiirler ve son şiirler alt başlığı ile çıkan kitabı "Kişver" hakkında samimi bir yazı yazmış. Zevkle okuduk. Yazıda iki de şiiri var Hatemi'nin.

Mehmet Narlı, Hüseyin Atlansoy'un Hece Yayınlarından çıkan "Yarın Bekleyebilir" kitabı hakkında yazmış. Öyle basit tanıtım/övgü yazısı değil. Gayet net düşüncelerini samimice söylemiş sayın Narlı. Kitap yazılarının asgari bu düzeyde olması gerekiyor.

Bu ayın söyleşisi Kubbealtı Akademi Mecmuası'ndan Mehmet Nuri Yardım ile yapılmış. Yardım söyleşide şöyle diyor: "Türkiye malumunuz olduğu üzere büyük bir dergi mezarlığına sahip bulunuyor". Kubbealtı Akademi Mecmuası yaşlı (40 yaşında) olmasına rağmen ölmediği için haklı olarak bu mezarlıkta değil. Nerede olduğunun zaten önemi yok zira söyleşide adı geçen dergilerle arasında segment farkı var.

Fulya İbanoğlu'nun, Babil sahafta yaptıkları iftarı anlatan bir yazısı var. Bazı gereksiz saçmalara girilmeseydi daha ciddi okunabilir bir yazı. Emel Koşar'ın, Mehmed Behçet şiiri hakkında sıkıcı ve akademik bir yazısı var. Hasan Öztürk, Elias Canetti'nin "Körleşme" romanı hakkında uzunca bir tahlil yapmış. Aslında sadece tahlil değil aynı zamanda bir sorun olarak da körleşmeden bahsediyor yazar.  İlgilileri okuyabilirler.

Dergide iki tane hikaye var. İlki Bahadır Cüneyt Yalçın'ın çok rahatsız eden bir dile sahip öyküsü. Uzun cümleler yoruyor. Yanlış betimlemeler ve mantık hataları var. Hiç estetik değil. Mustafa Kutlu'ya kızmamak elde değil. İçinde treni görünce hikaye mi oldu abi yapma. İkinci hikaye Recep Seyhan'a ait. Öykü şöyle başlıyor: "İlkin kendisini başka bir yerde zannetti. Belli belirsiz aralanan göz aralığından çevreyi süzdü. "Ben nerdeyim" soruları soran bu gözler, yuvalarında, bir ihmali, anında tespit etmek isteyen çevik bir atmaca kuşu gibi canlı olarak önce etrafı taradı." Çok kötü bir metin. Böyle deyince kızıyorsunuz diye hemen yazayım: Bu metnin gramerinde ("bir ihmali"den sonra virgülün gereksizliğini ve "atmaca kuşu" yerine atmaca denmesi gerektiğini saymazsak) sorun yok. Sorun şu: "bir ihmali anında tespit etmek isteyen çevik bir atmaca" ne yani? Ne diyorsun? Ayrıca "belli belirsiz aralanan göz aralığı" ile "çevre" nasıl-ne kadar süzülebilir ve öyle bir göz, nasıl böyle iyi okunmuş olabilir? Bu ne edebiyat? Bu ne baştan savma bir kurgu. Bu ne uydurmaca. Şimdi soruyoruz bu öyküyü okumaya devam edelim mi etmeyelim mi?

6 yorum:

  1. benim düşüncem elma ve eylül de çok iyi sayılmaz. ağır mentol ise kötü değil, kerahat vakti söylediğimdir şiiri hakkaten kötü

    YanıtlaSil
  2. devam edecek olursam, hüseyin hatemi'nin mustafa kadir atasoy'un şiirleri iyi, hasan öztürk'ün körleşme yazısı muhakkak okunmalı

    YanıtlaSil
  3. Eleştirilerin hacmi artmış, çok daha iyi ve yerinde olmuş. Dergiyi okumak kadar zaman alıyor neredeyse. Dergiyi okurken bir sürü yazının lüzumsuz paragraflarını atlıyorum ama burada tek bir harfi bile atlamadım.

    YanıtlaSil
  4. Çıldırıyorlar beni9 Aralık 2011 05:23

    Emeğe saygı zamana saygı hep saygı... Teşekkürler eleştiri için zevkle okuyorum.

    YanıtlaSil
  5. dergilere bazen yeni sesler dahil olur ve dergi yenilenir bazen bu olmaz, ama dergi varlığını sürdürür ve kültleşir, misal varlık...fakat aç gözlüler yeniyi kutsar, eskiyi yağmalar, yeni eskiyene kadar...cumhuriyetten sonra okul olmayı başarmış sayılı dergilerdendir dergah, edebiyat, mavera, yedi iklim gibi.eğer sahip çıkacaksanız yapıcı olun yağmalamayın...

    YanıtlaSil
  6. Serdar ARSLAN'ın yazısının son paragrafını okumanızı tavsiye ederim.Bence yazının özü o satırlarda ve tashih hatalarına rağmen yazı oldukça sade ve derin...

    YanıtlaSil

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.