30 Kasım 2011 Çarşamba

Bir Nokta 118

BİR NOKTA
Sayı: 118
Kasım 2011





















Hay maşallah diyoruz! Aylık Bir Nokta dergisi canavar gibi Kasım sayısıyla birlikte 118. sayısında!


Yanlış bilmiyorsak Nuri Pakdil, insanlara düşünmeyi öğütlerdi; arabesk metinleri çoğaltıp durmayı değil… Bir Nokta, birçok kitabın tanıtıldığı iki sayfa reklamla açılış yapmış. Kitapların tümü Bir Nokta Kitaplığı’ndan… Kitap adlarına bakılarak içerik hakkında aşağı yukarı bir tahminde bulunabiliriz. Aksini iddia edenler eser adlarının muhtevayla olan merbutiyetini inkâra yeltenenlerdir. Evet, kitap adlarını analım bakalım. Acaba hangisinin kitaplığında bulunmasını isterdiniz?


Aşkın Çevirisi
Ah Teslimiyet
Düğüm Cambazı
Sanki Bahar
Ben Yusuf Sen Züleyha
Kırık Odada Kırk Ayna
Güliçi Nöbetleri
Zor Sessizlik
Sümbülün Saçları Kısa
Renklerin Aristokrat Baskısı
Birimiz Ölene Kadar

Oduncu gömleği üzerine kravat bağlanmış gibi bir şey: Nuri Pakdil’i savunup arabesk bir sanatın icra edilmesine önayak olmak… Ya da biz bu işi bilmiyoruz.

Sayın Mürsel Sönmez’in Editör’den başlıklı giriş yazısının ilk cümlesi editör müdahalesine muhtaç kalmış, ağlıyor: “Salt bizde var olanı ortaya dökmek / zuhur ettirmek / yazmalarımızın ana illeti ise de, elbette sesimizin yankısını duymak istediğimiz de oluyor.”

Hay hay Sayın Sönmez, sesinizin yankısını bu yazıda duyacaksınız. Şimdiye kadar duyduklarınıza benzemeyebilir duyacaklarınız. Sözgelimi sesinizin yankısını duyabilmeniz için müsaadenizle sizin bu ilk cümlenize eğilelim: Siz, Bir Nokta’da yayımlanan metinlerin nesine “salt bizde var olan…” sıfatını kullanıyorsunuz? “Zuhur” kelimesinden önce “ortaya dökmek” değil de “ortaya çıkarmak” ifadesini kullansaydınız daha mütenasip olmaz mıydı mesela? Bunu hiç düşündünüz mü? İllet = sebep ile "sonuç" istek-beklenti aynı kefeye konmuş gibi. Yani yazmamızın sebebi, yankı uyandırma isteği olmamakla birlikte, yankı uyandırma isteği duymuyor değiliz, duyuyoruz. Çok iyi, anladık. Ama bu istek, herhalde "yazma illeti" değildir, belki "gayesi"dir. Eğer illeti ise çok kötü! Önyargımızı bağışlayınız ama bırakın dergiyi kendi yazdıklarınıza bile dikkat etmiyorsunuz. Özensiz bir kalem dostusunuz, birçok editörün olduğu gibi…

Aliye Akan, asırlardır Bir Nokta’da yazıyor. Daha asırlarca yazacak gibi hem de. Çünkü tükenmez bir hazinesi var kaleminin. O da harcıâlem söz yığınları: “Rüzgârdan yapılmadır benim ellerim… Zaman kokar biraz, biraz göğün gecesidir, biraz yağmurun bulutu…”

Bedran Yoldaş’ın Kapı Çalıyor, Kim O? adlı öyküsü o kadar “berbat” ki, yani bir ilköğretim okulu dergisinde bile yayımlanmayı hak etmez. Hal böyleyken Bir Nokta’da taltife şayan bulunmuş. Mübalağa ettiğimi düşünüp metni merak ettiniz. Alın size Bir Nokta’nın seviyesini de gösteren bu öykünün giriş cümlesi: “Kapımızı çalan misafirlere kapımızı açmadan “kim o?” diye seslenmeden kapımızı muhatabımızın yüzüne açmaz iken Ulu Cami tüm heybetiyle gelen misafirlerine kim o diye seslenmeden kapılarını sonuna kadar açmışken insanların açılan bu kapıları görmezden gelmelerine ne demeli.” Bu cümleyi virgülüne dokunmadan yayımladık. Yani virgülü bile yok. Baştan sona niteliksizlik… İlk okuyuşta bu öykünün böylesi metinlerle dalga geçen bir metin olduğunu düşündük ama sonra acı gerçeği fark ettik. Çok acı! 

Dergi böylesi metinlerle dolu. Hangisini söze konu edelim ki? En çok da Mürsel Sönmez’e karşılıksız bir iyilik yapalım: Nuri Pakdil adını Mürsel Sönmez zinhar anmamalı! Sesinizin yankısı yok çünkü.

2 yorum:

  1. Aslansınız aslan

    YanıtlaSil
  2. insanların size hakettiğiniz küfürleri göndermeleri için ayrı bir pencere açmışsınız ne büyük olgunluk bu. ayrıca sizin bütün eleştirileriniz küfür hükmünde olduğuna göre sizin de eleştirilerinizi oraya göndermeniz gerekecek. ben şu an için oraya göndermesemde beni de göndermiş sayın. siz ne demek istediğimi anlamışsınızdır.

    YanıtlaSil

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.