29 Kasım 2011 Salı

Başkalarının Hayatı 4

BAŞKALARININ HAYATI
Sayı: 4
Kasım, Aralık 2011




















20 sayfa olmasına rağmen birçok hacimli dergiye bakarak okunabilirlik oranı yüksek bir dergi Başkalarının Hayatı. Kasım-Aralık 2011 sayısı, karton kapaksız siyah-beyaz baskısıyla + 2 liralık fiyatıyla + taşrada yayımlanıyor oluşuyla mütevazı gibi görünüyor ama sakın aldanmayın; söylemiyle oldukça iddialı bir dergi bu. İlk üç sayıya göre daha iddialı bulduk bu son sayıyı.

Biraz para bulsalar çok şey yapacaklar gibi göründü gözümüze. Dergilerle ilgili bizim dikkatimizi çeken bir genelleme var: Reklam almayan, renkli basılmayan birçok derginin yayımlanmasının sahici gerekçeleri oluyor. Bazı edebiyat meraklılarının, merkezi dergilerden ziyade böylesi fanzin tipi dergilerden haz almasının sebebi belki de budur.


Başkalarının Hayatı dergisi için şakayla karışık “para bulsalar çok şey yapacaklar” diyoruz ama dergide bir kadro gücü yok gibi. Salim Nacar’ın ağırlığı var. Öyle ki bazı yazıların müstear adla sayın Salim Nacar tarafından yazıldığı zehabına kapıldık.

Şiiri ve edebiyatı birbirinden ayrı değerlendiren tek dergi galiba Başkalarının Hayatı dergisi. Onlara göre şiir, edebiyatla felsefe arasında fakat ikisinden birine daha yakın bir şey. Hangisine daha yakın olduğunu çıkarmak güç. Zaten kapakta da “iki aylık şiir ve edebiyat dergisi” olduğu bilgisi var. “Şiir ağırlıklı edebiyat dergisi” denmiyor yani. Şiir ayrı tutuluyor, edebiyat ayrı… Bu arada kapak kompozisyonu çok kalabalık olmuş. Sağda solda birçok bilgi cümleciği, birkaç alıntı cümle ve muhtevaya dair muhtelif izahat var. Andrey Tarkovski’nin bir filminden bir kare var kapakta. Ve onun Mühürlenmiş Zaman adlı kitabından şiirin felsefe olduğuna dair bir tespit… Tarkovski, filmlerinde şiir okumalarına yer veren bir sinemacı.

Taşra dergileri edebiyat ortamlarından dışlanıyor mu? Bu soru zaman zaman tartışılmıştır. Taşrada oturan erbab-ı kalemin tahfif edildiği öne sürülmüş, metropol kalemleri tarafından onlar için “taşra duyarlığıyla yazıyor” eleştirileri zaman zaman dile getirilmiştir. Osmanlı şairlerinden Necatî, İstanbul’a geldiğinde o kadar dışlanmıştır ki, yüzyıllar sonra Başkalarının Hayatı dergisinin kapağına konan şu beyti söyleyivermiştir:

Taşradan geldi çemen mülkine bî-gâne diyü
Devr-i gül sohbetine lâleyi iletmediler

Yani “bu gül bahçesinde bir kır çiçeği olan lale yakışık almaz, o taşradan geldi” diye sohbet meclisinden dışlamışlar Necati’yi. Başkalarının Hayatı dergisi, bu beyti kapağa almakla, merkez dergileri arasında dikkate alınmamaktan yakındığını ima etmiş oluyor.

İmzasız “Giriş Yazısı”, Geçmişin Telafisinde Bir Arpa Boyu başlığını taşıyor. Hem başlık hem de metin tamamen İsmet Özel etkisinde. İsmet Özel kokusu taşımayan bir cümle bile yok bu yazıda. Söylenenler de söyleyiş biçimi de aynı. Üslup dolaylamalı, içerik paranoyalı: “Kültürün, Türkiye’nin telafi edilmeye çalışılan geçmişinde sağaltıcı bir ecza olarak yeri nasıl yoksa bu ülkenin müeccel geleceğinde de yeri yok.” Fakat özensiz ve adaletsiz olmayalım; İsmet Özel olsa, aynı cümle içerisinde “Türkiye” kelimesiyle gösterilen nesneyi bir de “bu ülke” tamlamasıyla göstermeye kalkışmazdı. Ayrıca “müeccel gelecek”, bir sıfat tamlaması olarak son derece yapay. Anlam yönünden böyle. Neyin tecil edildiğine de eğil bir zahmet ey yazar. Fakat kime ne anlatıyorsun, kaleme sımsıkı sarılmış imzasız yazar aynı gözü kapalılıkla devam ediyor: “Türkiye bir süreçten geçiyor yalanını yutanların bu sürecin sonunda neyi görmeyi umdukları gün gibi ortada.” E aydınlat da biz de bilelim birader. Neymiş gün gibi ortada olan kirli, gizli, MOSSAD emelleri? Her şey bir süreçten geçiyor. Bütün zamanlarda ve bütün mekânlarda. Yani kâinatta.

Derginin ilk şiiri Ömer Aksay’a ait. Öncelikle kendine karşı dürüst olmaya çalışan insanlar olarak şunu açıkça söylüyoruz ki biz şimdiye kadar Ömer Aksay’ın hiçbir şiirini beğenebilmiş değiliz. Çok şey kaçırmadık inşallah! Bakın kendisi bu konudaki bahtsızlığını Meleksiz Bahçe adlı bu şiirinde nasıl açıklamış?

inerek zillet içinde bu zelil bedende bir kul halinde
başlattığım kavga sürgünlüğün anlamı
böyle dedim önceki şiirlerimde
içimde kapkalın bir ukde
kavgayı başlattığım halde
bahtsızım çünkü anladım ki dostoyevski’den
en büyük makam zelil olmak
ezilen kul makamıdır.

Şiirin ikinci bendi aynen böyle. Valla biz bu bendi açıklamaya dursak bir makale çıkarabiliriz bundan. Şunları söylemekle iktifa edelim: Mehmet Aycı şiirlerinde var olan sözdizimi hatası burada çok belirgin. Ezilen kul makamı mıdır sorusu tartışılabilir. Yani biz burada çete reisine intisab etmiş bir bebenin şiirini okumuyoruz. Bahsimize konu Ömer Aksay; yani birçok büyük dergice taltif edilen bir şair. Şiirleri birinci sıradan Hece’de, 50 küsürüncü sayfada Sincan İstasyonu'nda çıkan ‘usta’ şair. Mehmet Aycı’dan daha iyi olması beklenen şair.

Alkan Kılıç, Tarih-i Hayal adlı şiirinde dümdüz bir şekilde tarihi olayları peş peşe naklediyor. Esir kızlar, Babil’in asma bahçeleri, İskender, Daryüs, Kamikazeler… Sonuç? “Ve tarih, hayal sisleri arasında bir kez daha kaybolur”muş. Yorumsuz.

Alptuğ Topaktaş, Auscwictz’den sonra şiirin yazılabileceğine dair beş gerekçe sunmuş. Theodor Adorno’nun o sözün hakikatini değil, işari manasını kastettiğini nazar-ı dikkate almamış yazar. Dahası bu yazıya bir “Dipnot” düşmüş Salim Nacar ki dillere destan bir paragraf... Üstelik dipnotun sonunda bunun Alptuğ Topaktaş’ın yazısına istinaden yazılmış bir not olmadığı bilgisi var! Salim Nacar gibi yazarları okuyunca İsmet Özel’in taşradaki yankılarının olumsuz olduğu fikri bizi meşgul ediyor. Bu, bizim uzun süreli işimiz olan dergi izleme meselesinde böyle en çok da. Hep de editörler İsmet Özelci oluyor. Neden peki? Üstelik bunların çoğunun birbiriyle arası bozuk… Yani İsmet Özelciler birbirlerini sevmiyorlar. Bu, tıpkı İsmet Özel’in öteki yazarları görmemesi gibi bir şey. Nitekim Başkalarının Hayatı dergisinin bu sayısında Arslanbenzer’e yönelik ciddi bir suçlama var. “Solcu” diye sunulan Enis Akın ile “Müslüman hikâyeci” diye tesmiye olunan Aykut Ertuğrul arasındaki tartışmada solcu Akın’ın, Müslümanlara Fayrap sayfalarından cevap vermesi Salim Nacar’a göre İslam ahlakıyla değil, arkadaşlık hukukuyla açıklanabilir. Yani Fayrap editörü Arslanbenzer, İslamcı göründüğü halde İslam hukukunu çiğnemiş, arkadaşı olduğu solcu yazarın kendi sayfalarından Müslümanlara saldırmasına destek olmuştur. Nacar bunu diyor.

Vasat şiirinde yazık ki İsmet Özel etkisi yok Salim Nacar’ın. Oysa İsmet Özel’in en etkilenilesi yanı şairliği değil midir? Bu yazıyı, bir editör mütevazılığıyla derginin son sayfasında yayımlanan Salim Nacar’ın, Figaro Sevenler İçin Tek Kişilik Argo adlı şiirinin ilk iki bendiyle noktalayalım:

gece mi? toplasın yaşamak kelimesinden sızan tüyü
sadece kuşlar geçiyor başka şeye imrenme…

dağları çölle açıkla, daha kolaydır ve ölümcül
kalbine dönenlerden kira bedellerini öğrenirsin
kendine güç yetiremezsin en pahalı kendin
dalgınlıkla açıklanabilir mi insanın birdenbire gitmesi.

Hayırlı işler.

2 yorum:

  1. "işari mana" ha. nurcu musun sen? nurcular mı yedi yoksa seni? ikisi de soru değil cevaplamaya çalışma. yazıda yeterince batmışsın, daha beter batmanı istemem. sen işari manaya devam et. güzelsin böyle. sevimli şey seni.

    YanıtlaSil
  2. "İşari mana" = Nurcu
    Bu kadar seviyesiz bir yorumu yayımladığınız için çok teessüf ederim!

    YanıtlaSil

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.