29 Kasım 2011 Salı

Ay Vakti 134

AY VAKTİ
Sayı: 134
Kasım 2011





















Sitemize gelen yorumlarda "aşırıya kaçmışsınız", "haksızsınız", "çok sert eleştiriyorsunuz", "üslup bakımından çok basit", "argoya kaçıyorsunuz", "kendinizi kandırıyorsunuz" gibi eleştiriler var. 
Cem Yılmaz bir gösterisinde; filmleriniz küfürlü, çocuklara kötü örnek oluyorsunuz minvalindeki eleştirilere: "Bu film olmamış tamam, çocuk olmuş mu?" demişti.(http://www.youtube.com/watch?v=pelhcODRTDs) Kaldı ki sitemize girdiğimiz yazılarda herhangi bir küfür yoktur. Bazı yorumlarda küfür olabilir ama bu bizim değil yorum yapanın sorunu. Amacımız insanların küfür etmelerini istemek olamaz herhalde. Biz dergileri okuyoruz ve düşüncelerimizi yazıyoruz. Bu iş için neredeyse aylık matbu bir dergiyi çıkarabilecek kadar para ve emek de harcıyoruz. Bunu insanlar bize küfretsin diye yapmıyoruz. Biz okuyoruz ve yazıyoruz. Kendimizi geliştiriyoruz. İstiyoruz ki yazdıklarımızı okuyanlar da (katılsın ya da katılmasın) kendilerini geliştirsinler. Ama üzülerek belirtelim ki edebiyat camiasının küfür literatürü çok gelişmiş. 

Bu derginin değerlendirmesi üzerinden konuyu ele almayı deneyelim. Ay Vakti dergisi bu sayısına Şirâze'nin Saklı Mektuplar'ı ile başlıyor. Bu 70. mektup. Yani Şirâze 70 mektup yayınladı bugüne kadar. İlk mektup, Nisan 2004'te Ay Vakti'nin 43. sayısında çıkmıştı. Neredeyse 8 senedir yazıyor yani.  Bir Allah'ın kulu da çıkıp; "ya arkadaş sen ne yapıyorsun, bunlar ne böyle?" demedi, demiyor. Kimse çıkıp Şeref Akbaba bunları sen niye basıyorsun da demedi. Biz diyoruz diye kötü mü oluyoruz? Bir yazar kendini 8 sene böyle nasıl tekrar eder? Bir adım ilerlemez mi? Ne varmış o mektuplarda diyenlere 1. mektuptan bir alıntı:

denizin en sığ yerinden başladık yol almaya Şiraze,
şimdi kara görünmüyor gerimizde
küsmeyi de boş verelim, hep ileri... hep ileri... hep ileri...
bizi bekleyen sahilin taşlarında ışıltı var Şiraze.

70. mektuptan alıntı:

yine yağmurla kesildi yolum, iliklerime kadar ıslağım,
Avrupa'nın dondurucu nemi öldürüyor ciğerlerimi her solukta
            ve seni anıyorum Şirâze, korkuyla kol kola.

Şimdi neresinden başlayalım? "dondurucu nem" ne demek mi diyelim? İlkokul beşte sınıfta mı kaldın Şirâze mi diyelim? Bu ne berbat bir romantizm? Bu nasıl saçma bir duygusallık? Edebiyatımız bu gibi metinler yüzünden olduğu yerde saymaya -hatta gerilemeye- devam ediyor. Bulunduğu yer de hiç iyi bir yer değil. Yeni nesil bu metinleri okudukça sersemleşiyor. Her derginin içinde bir çete, etrafındaki gençlere bu metinleri okutuyor. Yıllardır çıkan birçok dergide bu metin gibi binlerce metne rastlayabilirsiniz. Paylaşım sitelerinde saçma sapan fotoğrafların altına bu metinleri giriyor, bunları ezberliyor kızlarımız, oğlanlarımız. Hemen her genç farkında olmadan bu çetelerin edebiyat faşizmine maruz kalıyor. İyiye bir türlü ulaşamıyor. Estetik olanı yakalayamıyor. Abisi, üstadı, hocası ne dedi ise onun havuzunda boğuluyor. Asla özgür bir birey olamadığı gibi çete reisini pohpohlamaya devam ediyor. Çünkü çete reisinin varlığıyla kendine bir anlam yüklüyor genç yazar. İğrenç bir hâl alıyor dergileri. Bunları söylemek mi edepsizlik? Her derginin kendi etrafında oluşturduğu tiksinti veren sarhoşlukları yüzüne vurmak mı?

Neyse dergimize dönelim. Necmettin Evci Bütüncül Düşünce ve Sanat başlıklı yazısına "Varlığı, bütünlüğü içinde kavramak, hakikatle sorunlu olmayan barışçıl benliğin fıtri eğilimidir. En küçükten en büyüğe, en soyuttan en somuta, en içimizden en dışımıza kadar var olan bütünlüklü sistem; birbirini tamamlayan düzen ve işleyişe sahiptir. Bu bir sistemdir. " cümleleri ile başlıyor. 5 sayfalık yazı "düzen ve işleyişin" olağan bir parçası olarak, 33 dipnottan oluşuyor ve dipnotların tamamı kaynakça. Doğa-evren-kozmos sorun üretmez zaten. Sorun "benlik"ten çıkar, insandan. Barışçıl "benlik"in hakikatle sorunu olmaz. Ama barışçıl olmayan "benlik"in sorunu "hakikat" ile midir "kendisi" ile midir? Sanırız soru-n burada. Soru-n insanın konumlan-dır-ıl-masında. Yazıda bazı yanlış konumlandırmalar, yazarın batı kaynaklarını temel alarak düşünce üretmeye kalkmasından kaynaklanıyor. 

İbrahim Biricik "Tarık Buğra'nın 'Yalnızlar' Romanında Birey Yalnızlığı"nı yazmış. Yazı şu cümle ile başlıyor: "Tarık Buğra'nın 1950'lerde kaleme aldığı fakat 1981'de okurla buluşturma imkânı sunduğu bu eser, isminden de anlaşılacağı gibi birbirlerine çok yakın oldukları halde duygusal bağlamda iç karışıklık yaşayarak yalnızlaşan bireylerin hayatlarını gözler önüne serer." Kızmamak elde değil. Diyelim yazar acemi. Editör nerede? Bir yazardan ve eserinden söz ederken, “okurla buluşturma imkânı sunduğu” diyebilmek için ne kadar ıkınıp sıkınmak gerekir, bilemiyoruz. “Okurla buluşturma imkânı sunduğu…” Bu ne demek? “1981’de yayımlanan” demek çok mu zor? “Yalnızlar” ismi, tek başına, hangi okuyucuya ve niçin birbirlerine çok yakın oldukları halde duygusal bağlamda iç karışıklık yaşayarak yalnızlaşan bireylerin hayatlarını” hatırlatsın? Tek başına bu isim, hatırlatmaya bile yetmeyeceği “hayatları” nasıl olur da “gözler önüne serer”Dil ve edebiyat zevki şöyle dursun, düzgün cümleyi, asgari mantık işleyişini bile bulamıyoruz bu cümlede. Bunları söyleyince eğri mi oluyoruz? Kendimizi mi kandırıyoruz?

Sıradaki yazı Salime Kaman'a ait. Salime hanım neredeyse 60 yaşına gelmiş ressam bir ablamız. Harold Rosenberg, hayat ile sanat arasındaki çizgiyi zorlayan sanatsal verileri "kaygı nesneleri" olarak adlandırır. Ablamız bu adlandırmanın yani kaygı nesneleri üzerinden modern sanat vs. hakkında bir yazı yazmaya çalışmış. Fakat yazı çok savruk. Eminiz editör tarafından da okunmamış. Eğer okunduysa durum daha vahim çünkü. (Editörün okumadığını imlâdan, cümle ortasında yeni başlayan paragraftan vs. anlıyoruz) Birkaç cümleyi hiç oynamadan olduğu gibi aktaralım: "Tedirginlik duygusuna sebeb olanda gerçek sanat yapıtı karşısında olup olmadığımız konusundaki belirsizlikten kaynaklanır.", "Özellikle sanatın son elli yılı zor, bilinçli olarak erişilmez ve yanıltıcı bir algılama uslubuna egemen olmuştur.", "Yalnızlık, yetisi felce uğramakta ve bozulmamışlık ve masumluk yalnızca bir engel haline gelmektedir." Ablamız kendi sitesinde, "Çevreme, sanatımla da hizmet etmek duygusu ile doluyum." diyor. Resim sanatını bilemeyiz ama bu işlere keşke bulaşmasan da resim yapsan.

Mehmet Baş Merhametin ve Zulmün Şiirini yazmış. Şiirde hiç merhamet göremedik. Merhamet göremedik de şiir gördük mü? Maalesef hayır. Ama zulüm var. Mehmet Baş şiire zulmetmiş. Kabil Habil kanını içerken ne demek? Kabil Habil'i öldürmüştür o kadar. Kanını içmemiştir.  

Sermayenin tiyatrosunda rol keserken silahlar
Sel olur akan kanlar sığmaz göğe tabutlar
Kan kusan ülkelerin simsiyah kaderi petrol
Kimseler duymasa da burada kapkaradır ağıtlar

Zehra Betül Bulut Kahvehane-Tekke-Zaviye-Kıraathaneler Üzerine Genel Bir Araştırma yapmış. Şöyle başlıyor: Kum ateşinde, kömürde yahut ocakta pişirilmiş olsun… Yarım bardak su ve bir lokumla ikram edilen acı bir kahvenin müdavimi çoktur. Kökeni neresidir, onu kim bulmuştur, nasıl bu kadar yayılmış ve sevilmiştir, en iyisi nerede içilir nevinden sorular için günümüze kadar birçok cevap bulunmuş, kahve farklı ırk ve milletler tarafından sahiplenilmiştir. Zamanla kahvehanelerin türleri de şekillenmiş, her biri farklı kesimlerce rağbet gören mekânlar olmuştur. Şurası bir gerçek ki kahve asil bir içecektir ve yalnız bir ‘içecek’ olarak nitelendirilmeyecek kadar muteberdir. Bu manayı zaman içinde nasıl yüklenmiş olduğuna dair genel bir çerçeve çizmek amacıyla yaptığımız bu çalışmanın faydanıza olmasını temenni ederek söz başlayalım. Müdavim kelimesi mekanlar için kullanılabilir. Tiryaki kelimesini bilmiyor mu bu ablamız? Tabii ki biliyor. Mesela ırk ve millet diyor. Toplum diyemiyor. Neden? Çünkü az kitap okuyor. İyi bir okuyucu olsa daha dikkatli olacak ve yukarıdaki okuduğunuz cümleleri daha güzel kuracak. Bizi yormayacak.

Sırada bir öykü var. Öykücümüz bu yıl öykü kitabı çıkan Ercan Köksal. Yirmi Dört Numaralı Koltuk öyküsünün ilk paragrafı şöyle: Yolculuğa karar vermeden üç gün evveldi. Telefondaki ses senin hiç kimseye haber vermeden sessizce ortadan kaybolduğunu söylüyordu. Gerçi seninle yıllardır görüşmüyoruz. Şimdiye kadar kendine çoktan yeni bir hayat kurmuş olabileceğini düşünüyordum. Senin de benim gibi yalnızlığı tercih ettiğini nerden bilebilirdim? Seni kimseye haber vermeden bir anda ortadan kaybolmaya sevk eden şey nedir? Yoksa yıllar önce terk ettiğim o kasabada sen de en az benim kadar huzursuz muydun? Kim bilir belki de gittiğin yeni yerde huzuru ve mutluluğu yakalamayı umuyorsun. Bu paragrafta 5 kere "sen" kelimesi geçiyor ama merak etmeyin öyküde 39 yerde geçiyor. Öyküde zaman problemi ve mantık hataları var. İmla hataları da. Kurgu çok kötü. Öykü de çok kötü ve özensiz.

Dergide "deneme" başlığı altında sunulan bir tane yazı var ama bu yazının sadece başlığını vermekle yetineceğiz: Toprağına Gül Koyarken Adın Yalnızlığımdı.

Sırada Şeref Akbaba şiiri var: Eşkâl. 50 yaşını devirmiş amcamız ama maalesef:

Unutun tarihini yalnızlığımın
Köz dökün ellerine umutsuzluğun
Alabora olsa da söyleminiz
Pervane ve mum
Gün aydınlığındayım
Dualarla
Yol sabırdır diyerek
Ay Vakti'ndeyim

Bizim bütün söylemlerimiz alabora olsun amca da sen ne söylüyorsun? Allah hepimize bu yolda sabır versin!

Dergide başka öykü ve araştırma yazıları filanda var ama yorulduk. Bir şiire daha değinip Ay Vakti'ni kapatıyoruz.

Bugüne kadar en az 25 kitabı çıkmış, 70 yaşına gelmiş şairimiz Muhsin İlyas Subaşı'nın şiiri

Yüzyılın yalnızıyım ben,
Öldürülen her günahsıza türkü yakamadım nedense.
Katiller bir gün kendi kin denizinde boğulacak,
Kahpelik yol kesici olsa da vakti yakın,
Onlar belasını kendi ininde bulacak

Şairin biyografisini internetten bulup okuyun. Gülmekten mi ölürsünüz ağlamaktan mı bilemiyoruz.

Mahalle takımına alınmadığımızı söyleyenler, sakin olmamızı söyleyenler, klavyeyi bırakmamızı söyleyenler; sadece kendi takımını tanıyan zavallılardır. Sadece kendi mahallesinde gezinen körlerdir. Yalakalarının alkışlarından taraftarın ıslığını duyamayan sağırlardır. Amacımız ne maç yapmak, ne mahalle takımına girmek ne de boş arazide top oynamaktır. Yazıyorsanız okuruz. Okuyorsak hakemlik yapma hakkımız vardır!

24 yorum:

  1. kapansın ay vakti.

    YanıtlaSil
  2. maalesef bu yazı, AyVakti'ni kapatmaz. yıllardır AyVakti alıp okuyan okuyucuyu da etkilemez. maalesef bu böyle. bence size söylenen eleştiriler de bu yüzden. ben AyVakti için yazdığınız yukarıdaki değerlendirmenin belki de tamamına katılıyorum. ama ben zaten AyVakti okumuyorum. AyVakti okuru da bu şekilde bir eleştiriden istifade etmek şöyle dursun; tersine tetiklenecektir. bir çocuğun kabahati ortalık yerde söylenirse o çocuğa ondan 'nasihat' miras kalmaz; hınç miras kalır.

    gel gelelim şunu diyebilirsiniz: "edebiyat toplumun malıdır, yazan bu şekilde eleştirilmeye razı olacaktır." bu tabi kimseyi bağlamayacaktır. içinde yaşadığımız zamanın insanı için bu tür bir eleştiri anlamsız. bu yüzden buradaki emek ve gayret, iyi niyetli de olsa, sonuç olarak hınç ve öfkeyi körüklemektedir.

    sanmam ki Şeref Akbaba sizi kaale alsın ya da Muhsin İlyas Subaşı.

    aklıma gelen daha iyi bir yol: gidip matbaacılarla konuşmak. "kardeşim basmayın bunları" demek. onlar, meselenin dışında olduklarından, bence daha fazla dikkate alacaklardır. cemaat, ekip, hizip, gurup, bölük ruhu böyle bir ruh.

    siz ne yapabilirsiniz? tabii bu soruyu kaale alıp okuyorsanız hala: meseleye vakıf olduğunuz belli. şiirden, öyküden, denemeden ne beklediğinizi blogunuzun baş kısmında yol haritası olarak verebilirsiniz. ya neyse, canım sıkıldı. yazmış bulundum. takılın yaa.. herkes takılmıyor mu zaten.

    YanıtlaSil
  3. namus ve şerefini borsaya yatırmış haysiyet fukarası aşağılık herif ya da aşağılık kadın diye başlayabilecekken bu yoruma sırf senin seviyene inip çukurlaşmak istemediğim için başlamıyorum neyse mevzuya gelelim bak o yorumlarına nesnellik getir eğer getiremezsen dünyanın en mürai insanısın. bir yaran var ki gocunuyorsun belli. ayrıca ay vakti kapansın diyen isimsiz şahsiyet eğer rahatsızsan okumazsın olur biter. adam gibi yap eleştirini eleştirinin eleştirisini yapmak zorunda bırakma insanları.

    YanıtlaSil
  4. bence oldukça büyük bir iş yapıyorsunuz, tebrik ederim. kimsenin ne dediğini takmadan devam edin lütfen. edebiyat başka türlü kurtulamaz çünkü. kolay gelsin.

    YanıtlaSil
  5. "küçükken topu inşaata kaçan bir insanın ruh haliyle yazıyorsunuz. yalnız hıncınızı yanlış yerden çıkarıyorsunuz. sizin kirlenen namusunuz hepimizi üzmüştür fakat bunda bizim hiç suçumuz yok. gelin yol yakınken kırklanın tövbe edin. yoksa bu kaldırımlar sizin gibi çok hayat kadınını silip süpürür. bir frengi mikrobu gibi sağa sola bulaştığınız yeter. " rica etsem bu metini de eleştirirmisiniz bay eleştirmen.

    YanıtlaSil
  6. herkesin görünmeye çalıştığı, kimsenin kimseyi doğru dürüst algılayamadığı, başyapıtların bile sessizlik, aldırılmazlık sınavından acıyla geçtiği bir çağda, menfi de olsa eleştiri, değini bir armağandır. karşılıksız iyilik midir bilemem ama karşılıksız ilgidir en kötü olasılıkla.

    YanıtlaSil
  7. Valla hacılarım, bana sorsalar, az bile yapıyorlar derim. Daha sert girin, kafa göz dağıtın. Başka türlü adam olmaz bu edebiyat(!) alemi. Ya zaten 300 kişi yazıyor, 200 kişi okuyor. Uğraşmaya bile değmez aslında, ama zevkli ve keyif veren bir yanı var. Kötüye kötü, pisliğe pislik, salağa salak demek insanlığın onurundandır. Aynen devam edin.

    YanıtlaSil
  8. İtina ile takip ediyorum yazılanları. Yorumları da aynı şekilde. Yukarıdaki eleştiriyi bir kenara bırakacağım da şu yorumlardaki "ADSIZ" olayı nedir? Adınızı yazın da millet kim olduğunuzu görsün. Eğer saklandığınız maskelerin ardından yorum yapacaksanız, söylediklerinizin arkasında durmayacaksanız; yorumlarınızdan da bir şey olmaz fikirlerinizden de...

    YanıtlaSil
  9. hocam yazılardan çok ciddi birikiminiz olduğu belli. ancak biraz daha yumuşatın eleştirilerinizi bazen aşırıya kaçıp ayıp oluyor. diğer eleştirileriniz de hafifliyor. sizi takip ediyorum ama kalp kırmayın hocam. lütfen

    YanıtlaSil
  10. bir de edebiyatı mı kurtarıyorsunuz? aman efendim ne hoş! :)siz de yazıyı ünlemle falan bitirmişsiniz. yoksa sizi eleştirmem canınızı mı sıktı? ya da ikea kurulum çizimi gibi daha basit hale getirelim: eleştirilmek canınızı mı sıktı? siz bu soruya, gönlünüzü değil aklınızı ikna edecek bir cevap bulursanız, aslında mesele kökünden çözülmüş olacak. ama çabanız ve çizdiğiniz 'karşıt bir figür belirleyerek kendini tanımlayan birey' figürü, yakın gelecekte bunun mümkün olmadığını gösteriyor. zavallı, kör ve sağır biri olarak şu basit gerçeği gözden kaçırmış birinin 'karşılıksız iyilik'ten dem vurmasını anlayamıyorum: dayanaksız, tespitsiz ve hakaretamiz eleştiri, edebiyatı şu ankinden bir adım ileri taşıyamaz. ayrıntılı bilgi için bkz. "karanlığa küfretmenin kutsallaştırılması vol. 3246". hâlâ aklını kullanabilen az sayıda okucu, temel okumalarını yaptığında yahut yaptıkça neyin ne olduğunu kendiliğinden anlayacaktır. işin temeline ilgisiz abiler-kardeşler de bırakalım anlamasınlar. anlayanlar, kimin anlayıp kimin anlamadığını anlıyorlar. bir cümle önceden devam edecek olursak, 'kan içenlerin aşkı'yla başat eserleri zihninde yan yana koyamayınca her şey layık olduğu yere içgüdüsel olarak gidecektir zaten. buraya kadar ortalama zekâ ve üstü her insan için ortak görüşte birleşilebilecek bir durum mevcut. sonrasında tüm bu olan bitenin ahlâki açıdan sınır zorlayan tarafı şu: ideoloji/anlayıştan bağımsız olarak çok açık şekilde emeğe saygısızlık yapıyorsunuz. kimsenin 'çıplak kralın müthiş kıyafeti' hakkında aforizma ürettiği yok. haliyle, okuyucuların zekâsına hakaret eder gibi- 'bir saniye gençler, sizi kandırıyollar! bu adamlar aslında çıplak' çığırtkanlığı yapmanın manası ve işlevi 'bulunumadı'. daha da önemlisi, -en azından dergilerde şiiri- yazdıklarınızdan takip etmeyen bir kör, sağır ve zavallı olarak, o kadar çok 'iyi' dize ve şiiri ezdiniz ve görmezden geldiniz ki bunun iki türlü izahı mümkün: ya kötü niyetlisiniz ya da estetik duygunuz ölü doğmuş. biraz daha seyreltmek isterdim sözlerimi ama sanırım sizin usûlünüzle mukabele etmek daha uygun. bu arada genç olduğunu ve tez zamanda yanlış kabullerinden dönmelerini ümit ettiğim hemen yukarıdaki yorum sahibi 'insanlık onuru üzerine' bir uydurma girişiminde bulunmuş, uymamış. haydi hep yanlış yazarları, yanlış kitapları okudun, kitap'tan, peygamber'den de mi bihabersin.. son olarak, madem cem yılmaz'dan misal verdiniz, ona da mukabele edelim. alay etmek, bazen alay edeni gülünç duruma sokar: http://www.youtube.com/watch?v=es5MJNfkI7o

    YanıtlaSil
  11. kırmızı bisiklet, 'karşılıksız iyilik'in 'ad'ını biliyor musun?

    YanıtlaSil
  12. mahmut kılınçtürk4 Aralık 2011 14:09

    sayenizde ay vakti dergisi kapandı artık kına yakabilirsiniz. bütün yazarlar işten kovuldu. kınanız yoksa gönderebilirim. şeref akbaba kendini içkiye verdi. kına konusunda ciddiyim .bir memleketin edebiyatını kurtardınız artık sevinebilirsiniz. youtubeden nasıl yakıldığına bakabilirsiniz. sizin gibi insanlar olmasa kim düzeltecekti bu yanlışları sayenizde efendim sayenizde...artık gönül rahatlığıyla kına yakabilirsiniz biryerlerinize.

    YanıtlaSil
  13. kınalar benden de o değil, asıl cemyılmaz videosu paylaşan arkadaş sözüm sana: ne nerdeyim adım ne? hangimiz ay vaktini okuduk ki: http://www.youtube.com/watch?v=u9VvU3jv7L0

    YanıtlaSil
  14. 21.40 kurduğun cümlemsiye baksana allasen :) şaka yapmıyorum gerçekten birkaç kez daha okusan, sen de güleceksin. yapma böyle şeyler canım benim. hayır karşılıksız iyilik seni de eleştirecek şimdi ;)

    YanıtlaSil
  15. muhsin aslanpençe4 Aralık 2011 23:34

    ben en çirkef dergi cemaati olarak fayrapçıları bilirdim. bu siteden de zevkle takip ediyordum çarpışmaları ama ay vakti grubu onlardan da betermiş. bu kınacı mahmut kimmiş ya?

    YanıtlaSil
  16. kamuran yüksekli5 Aralık 2011 13:20

    bir defa bildiğim tanıdığım şeref akbaba içki içmez mahmut bey. bunu iyi bil. ayrıca ay vakti okurları kendisine taş atana gül atarlar birilerinin dediği gibi çirkefleşmezler. asıl çirkefleşenleri görmeyen gözleri allah ıslah etsin ayrıca. bu blogun yazarı adam olsa ben buyum işte adım şurda oturuyorum der ve herkesi susturur. bulanık suda kimse balık avlamak zorunda kalmaz. ha birde muhsin beyin kına merakını zevkle takip ediyorum burdan kınacılar çokmuş gerçekten.

    YanıtlaSil
  17. yetkin, nesnel, beğeni düzeyi gelişkin, hatır gönül ilişkilerini yayımda kıstas almayan editörler olmadığı, dergiler tek kişilik dev kadrolar tarafından çıkarıldığı sürece bu iş zor, çok zor yonca... bence halihazırda örnek alınması gerekli dergiler yeniyazı ve notos'tur.

    YanıtlaSil
  18. ramazan akif mermerci5 Aralık 2011 17:44

    buradan yeniyazı ve notos isimli dergilerin reklamını yapan şahıs beni o kadar etkiledi o kadar etkiledi ki bundan sonra hep yeni yazı ve notos isimli dergileri okuyacağım. ayrıca tek kişilik dev kadrolar size sözüm dergi yerine davetiye işine girin para orda. bir de bundan sonra hatır gönül yok tuttuğumuzu şair yapacağız evelallah. savulun edebiyatı kötü adamların elinden kurtarmaya geliyik.

    YanıtlaSil
  19. Battı Çıktı5 Aralık 2011 20:45

    Al birini vur ötekine. Dergiler edebiyatın mutfağı olmaktan ziyade birilerini övme ve karşılığını illaki alma toplulukları oldu. Her alanda becerdiğimiz klasik adam kayırma olayımızı burada da gerçekleştiriyoruz. Dergiyi ya da edebiyatı konuşmak yerine karakter analizi yapmak lazım...

    YanıtlaSil
  20. burada dergi reklamı yapan şahıs yoktur. türkiye'de edebiyat dergisinin reklamını yapsan ne olur yapmasan ne olur. en kabadayısının kaç sattığı, satabileceği belli. sen istediğin, sevdiğin dergiyi al, adlarını da bizimle paylaş. kimse bunun ardında kasıt aramaz, şayet artniyetli değilse.

    YanıtlaSil
  21. ay vakti kapanmadı aslanım sizi kim demiş kapandı diye-yel kayadan ne alır be.

    YanıtlaSil
  22. Dergi eleştirileri süper. Diyeceğim yok fakat yorumlar daha bir süper be kardeşlerim. Alemsiniz vesselam. "Dergi kapanmadı, kınacılar bayram etti, Şeref Akbaba içki içmez..." Alemsiniz alem.

    YanıtlaSil
  23. hasan yalçıntaş9 Aralık 2011 09:45

    bir arkadaş dergi eleştirileri süper demiş ben süper olan bir eleştiri göremedim. hatta eleştiri göremedim desem de yeridir. perde arkasından birileri konuşup duruyor. sevimli hayalet casper bile sizden daha şeffaftır ulan. erkekseniz himen(he-man) gibi şiirin gücü adına der ve çıkarsınız meydana. sizden bir cacık olmaz gördüğüm kadarıyla. neyse lafı fazla uzatmak istemiyorum. söylenecek çok şey var edebim müsade etmiyor.

    YanıtlaSil
  24. AyVakti okuru ne demek lan? AkVakti'ni okuyan mı var?

    YanıtlaSil

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.