31 Ekim 2011 Pazartesi

Sincan İstasyonu 50

SİNCAN İSTASYONU
Sayı: 50
Ekim 2011




















Sincan İstasyonu dergisi edebiyatı ciddiye alan bir dergi. 5. yılına giren derginin ömrünün uzun olmasını temenni ediyoruz. Yaptığı işi iyi yapmaya çalışan ve bunu samimice sürdürme niyetinde olan bir mizaca sahip. Örneğin ilk sayfadaki fiyatını niye arttırmak zorunda olduğuna dair not, bizi eski edebiyat veya düşünce dergilerindeki o saygın atmosfere götürdü. Nostalji yaptırdı bize sağ olsun. Ama Sincan İstasyonu’nda da diğer pek çok dergide olduğu gibi ideolojik pohpohlama hastalığı var. Kendinden olanı kötü de olsa övme hastalığı artık başlı başına bir ideoloji oldu günümüzde maalesef. Kendinden olduğunu bile bilmeden sırf yanında yakınında durduğu için insanlar –özellikle edebiyat camiasında- birbirini pohpohlayıp duruyor.

Dergi edebiyat dünyasında neler olup bittiğine dair kısa bir yazıyla başlamış. Hüseyin Etil ve Ozan Kaçar şiir ve felsefe bağını/farkını anlatan aforizmalar halinde sıralamışlar madde madde.  Hayrete düşen şair kötü şairdir gibi muhteşem tespitler var; ancak birçok madde gayet iddialı olmasına rağmen kanıtsız ve gelişigüzel söylenmiş. İnceden ince şairin filozofa üstünlüğü belirtilmek istenmiş özetle. Sincan İstasyonu’nun edebiyat adına en büyük açmazı dergideki şiirleri. Çokbilmiş şairimiz Veysel Çolak gene klişelerle örülü metniyle şiir yazmayı becerememiş. Yazının başında belirttiğimiz ideolojik körlük şiirlerde kendini hemen belli ediyor. Polemik sever abimiz Sabit Kemal Bayıldıran gene bir polemiğin karasularında. Yine aynı derginin önceki sayılarında Ali Ekber Ataş isimli yazarımıza uzun uzun cevap veriyor. Biz polemikçilerimizin arasına girip ayrıntılara değinmeden diğer yazılara geçelim. Ömür Özçetin’in Tekrar adlı şiiri çok kuvvetli bir şiir olmasa da okuyucuyu yormuyor. Akıcı söz ve imge oyunları yapacağım diye kendini kasmıyor.  Burada bir kuple dahi alamayacağımız kadar da bütüncül bir şiir; parçalanamaz.

Orhan Veli’ye dair söylenmedik bir şey kalmamasına rağmen Orhan Veli’nin bohem hayatına dair gereksiz bir yazıyla karşılaşıyoruz. “Orhan Veli güzel yaşamış” gibi iğrenç konformist alt başlıklarla yazılmış yazıda Orhan Veli’nin Beyaz Türk olduğu bir kez daha vurgulanıyor adeta. Ramazan Tekinel’in haftanın günleri ile ilgili ortaokul öğrencilerine yazılmış sığ ve basit bir yazısı var. Yok efendim işçiler Pazar gününü severmiş de şairler kitap eklerinin çıktığı günleri iple çekermiş de falan filan da…

Derginin en güzel ve bizim de hemfikir olduğumuz yazısı “Edebiyat dergilerinin dosya ve soruşturmaları bıktırdı” yazısı. Yazının başlığı çok afili; ancak içi doldurulamamış. Hatta başlık hiç(!) edilmiş de diyebiliriz! Soruşturmalar genelde dedikodu üretmek için yapılmakta tespitine biz de tüm kalbimizle katılmaktayız. Ancak “dosya yazılarının akademik yanı olmasa da bilimsel olabilmeli” gibi enteresan cümleler bizi yazıdan soğutuyor. Yazının en büyük özelliği derginin genel karakteristiği dediğimiz ideolojik körlük.” Batının edebiyat dergileri ne kadar zengin içerikli oysa…” gibi bir cümleyi okuyunca tüm ciddiyetimizi kaybedip deme ya! demekten kendimizi alamıyoruz. Batıda edebiyat dergisi mi kalmış. Orada kaç edebiyat dergisi çıkıyor burada ne kadar çıkıyor bunu bir karşılaştırsın sevgili abimiz. Batı aşkı ne cümleler kurduruyor Allah’ım! Yazının sahibi Abdullah Şevki’ye fötr şapkasını alıp Fransız edebiyat dergilerinde yazmasını salık veriyoruz. Cehalet yazının devamında da sürüyor. Fayrap’ın İslamcı ve muhafazakâr olduğunu öne sürüyor abimiz. (kendileri İslamcı olduklarını iddia ediyorlar o da ayrı bir safsata ya neyse). Ayrıca Hakan Arslanbenzer’in polemiğin dergiyi sattırdığını söylediğini aktarıyor bize. Fayrap’ın dedikodu, polemik ve küfür hastalığının sebebini de böylece öğrenmiş oluyoruz. Hece için ise İslamcı milliyetçi muhafazakâr demiş ki ne kadar nefret ettiği kavram varsa bir çuvala koymuş sayın Şevki. İslamcı ne alaka, muhafazakâr ne alaka, milliyetçi kel alaka! Hece için İslamcı ve muhafazakar denebilir belki ama "milliyetçi" demek cahillikten olsa gerek.  Sonuç olarak yazının başlığına takılıp sevindik ama içindeki sığ yazı ve cahil cesaretinden dolayı sevincimiz kursağımızda kaldı. Güzelim başlık zebil olmuş!

Barış Özdemir’in şiiri iddiasız ve etkisiz kalmış. Sık sık klişeye başvurmuş tıkandığı yerde. Korkut Karapalamut, Şiirgezer’in notları köşesinde köşenin adının absürtlüğünden dolayı zaten bir-sıfır yenik başlıyor. Bu kadar karikatür bir köşe ismi daha duymadık vesselam. Şiir ve edebiyata dair parça parça notlar yazmış ama şu not bile bu işlerden ne kadar uzak olduğunun kanıtı sanki: “şairlerin, öyküde ve romanda gösterdikleri başarıyı, genellikle tutturdukları yüksek düzeyi, romancı ve öykücülerin şiirde neredeyse hiç tutturamamalarının, yakalayamamalarının, şairlerle dengeyi bir türlü kuramamalarının nedeni acaba nedir diye merak etmişimdir her zaman…” Neresini merak ettin sayın Karapalamut? Bu bin yıllık konudur. Cevabı da 500 yıl önce verildi. Sen hala oralarda mı geziniyorsun? Merak etmeye devam Allah selamet versin!

Celal İnal’ın şiiri tipik bir lirik şiir salatası: erotizm, yunan miti, “çıplak bir renk oluyorsun” gibi buluş yaptığını sanan absürtlükler. Ha bir de şarap var tabii, onu da unutmamak lazım! Derginin sahibi Abdülkadir Budak’ın Kimi Günler başlıklı edebiyat günlükleri çok sade ve kendini rahat okutuyor. Polemik yaratmıyor, edebiyata dair güncel değinilerde bulunuyor, Edep Dergisi’nden Selim Temo’ya kadar geniş bir konu yelpazesi var.

Tek soruluk Metin Turan röportajını okuyunca 9 baskı yapmış şiir kitabını nasıl okumadık diye utanıyoruz resmen. Gidip en kısa zamanda hemen bir tane alacağız. Ancak kitabından alınan Kemalist soslu şiirimsiyi de pek sevemedik. Ersun Çıplak’ın şiir saydığı deneylerinden birini de burada görmekteyiz. Sonunda bu dergiyi de laboratuara çevirdi Çıplak. Necati Güngör’ün sıcak öyküsü anne duru bir dille anlatımış. Ancak öyküdeki ses eski ve arabesk bir ses olduğunu da hemen belirtelim. Öykülemeden çok aktarmacı bir yapı var öyküde.

Dergideki bazı şiirler düzyazıların arasına sıkıştırılmış izlenimi veriyor. Gerçi  Zafer Demir’in klişe deposuyla Osman Serhat’ın yunan mit’li saçmalığına ayrı bir sayfa açmak da yürek ister sanki. Nedret Gürcan edebiyat soslu CHP anılarını anlatmış. Zişan Kars’ın Helin şiiri vasatı yakalasa da daha ileriye maalesef gidemiyor.

Derginin reklamları çok hoşumuza gitti doğrusu. Kitap tanıtımları da diyebileceğimiz reklamlardan Ürün Yayınları’na ait Korece aslından çevrilecek Koreli bir şairin şiir kitabı biz gibi şiir âşıklarının içini aydınlatıyor. Nesrin Kültür Kiraz’ın yakınlarda kaybettiğimiz şair Didem Madak’a yazdığı/yazmaya çalıştığı şiirle dergimiz perdelerini kapatıyor.

1 yorum:

  1. bu sayıdaki giriş yazısı üzerine facebook'ta bu derginin editörü abdülkadir budak ile vural bahadır bayrıl arasında küfürleşmeye varan restler çekilmişti. giriş yazısı, geçen ay vefat eden seyhan erözçelik ile ilgili çünkü.

    YanıtlaSil

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.