12 Ekim 2011 Çarşamba

Sabit Fikir 8

SABİT FİKİR
Sayı: 8
Ekim 2011




















Dergiyi açar açmaz iç kapaktaki resim gülmekten öldürdü beni. J.Saramago’nun Habil ile Kabil’in hikâyesini anlattığı roman’ın kapağına bu iki kardeşin resmini koymuşlar. Kabil bir ayağını Habil’in üzerine basmış ve elindeki budaklı kütükle kardeşini evire çevire öyle bir dövüyor ki anlatamam. Zihnimizde bu iki kardeşin yaşadıkları şeyler -peygamber çocuğu oldukları için olsa gerek- hiç bu şekilde canlanmaz. Genelde bu ölüm töreninin de belli bir disiplin ve ciddiyet içerisinde olduğunu düşünürüz. Aferin KırmızıKedi Yayınları’na.

Çok fotoğraf kullanan dergilerin yaptıkları bir hataya Sabit Fikir de düşmüş. Komünist Manifesto’nun Türkiye’deki cezaevlerinde hala bulundurulmasının yasak olduğu ile ilgili bir haberde neden Manifesto’nun İngilizce baskısının fotoğrafı kullanılır? Cevabı yok tabii bunun. Konu Türkiye’de geçiyor ve kitabın orijinali de İngilizce değil. Alelacele google’den çözünürlüğü yüksek fotoğrafı bulup yapıştırmakla iş olmaz. Bunu en çok Ayraç dergisi yapıyor. İlgisiz fotoğraflar koyduğu gibi ucuz kitap satmak için neyidüğü belirsiz çevirileri basan yayınevlerinin kitaplarının resimlerini koyuyor. Herkes kendine bir çeki düzen versin kardeşim.

Sabit Fikir tam kültür-magazin dergisi. Otobüste, vapurda karıştırmaya birebir. Mesela Arda Turan’la ilgili bir haber: Kazakistan’a attığı golü, önce Türkiye’de ölen bütün halkların şehitlerine, sonra sadece Türkoğlu Türklerin şehitlerine hediye etmiş. Allah kabul etsin.

Türklere bir salvo da C. Palahniuk’tan gelmiş. Bu herif Dövüş Kulübü ile şişirilmişti bilirsiniz. Ölüm Pornosu adlı ahlaka mugayir kitabını mahkemeye verdik diye vermiş veriştirmiş. Bir de küfre düşmüş. Tanrı bile Türklerden daha fazla kin tutamazmış. Laf konuştu bal kabağı. Sen önce Perşembe akşamını dinle, tövbe istiğfar et, bir daha da öyle edepsiz şeyler yazma.

Mutfak kültürü üzerine epey zırva var dergide. Tanpınar rakının yanında ne yerdi, Joyce’u ne geğirtirdi, Barthes’in gazını ne alırdı falan filan. En güzel cevabı bir Müslüman duyarlılığı ile Reha Çamuroğlu vermiş: “Sofradan doymadan kalkınız” ilkesine bağlıyım demiş. Yemek üzerine konuşmanın bile abes olduğunu, seyrettirmenin, edebiyat yapmanın gereksizliğini, tüketimi canlandırmanın hiç kendisine göre olmadığını söylemiş. Dört dörtlük cevap valla. Allah razı olsun.

Haydar Ergülen Füruzan öyküsü üstüne, Ömer Türkeş Gargantua hakkında yazmış. Bir de “kara edebiyat” diye bir tabir gördüm. Kara mizah mı acaba kastedilen yoksa böyle bir tanımlama epeydir var da ben mi duymadım. Yusuf Atılgan’ın Canistan diye yarım kalmış bir köy romanı olduğunu ve bunun da YKY’den çıktığını öğreniyoruz.

Derginin sonundaki Karne bölümü değişik bir çalışma. Yeni çıkan kitapların tasarımını, baskısını filan değerlendirmişler. O da lazım, güzel düşünce.

SEL.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.