27 Ekim 2011 Perşembe

Kitap-lık 153

KİTAP-LIK
Sayı: 153
Ekim 2011




















Kitaplık’ın Ekim sayısı Demir Özlü’ye ayrılmış. Bir küçük burjuva olarak varoluşçu Demir Özlü’nün öykü, roman ve anlatılarının coğrafyası üzerine odaklanmış yazılardan oluşuyor dosya. Sartre’ın Bulantı’sına özentiyle yazılmış Bunaltı adlı hikâye kitabıyla, 1950’lerde girdiği edebiyat dünyasından günümüze 30 küsur kitaba imza atmış Özlü. Feridun Andaç’ın yazısı Özlü’nün eserlerini tematik açıdan inceleyen, oldukça doyurucu bir yazı olmuş: Yazarın izleklerini DÜŞ>SANRI>ARAYIŞ şeklinde özetliyor. Özlü’nün dünyasını anlamamızı sağlayacak diğer anahtar sözcükler; Kafkaesk, varoluşçuluk, sürgün, yabancılaşma, anomi, marazilik şeklinde özetlenebilir. Ömer Ayhan, Özlü ile ilgili yazısında bir laf etmiş ki değinmeden geçemeyeceğim. Orhan Duru’nun dünyası her zaman edebiyatımızda farklı tınlamışmış. Bir yaz tatilimi Orhan Duru’ya ayırmış biri olarak bu söz beni çok yaraladı doğrusu. Çünkü Orhan Duru’nun edebiyatımızda farklı tınlamayı bırakın hiç tınlayamadığını düşünenlerdenim. Lütfen, İş Bankası Yayınları’ndan çıkan Yeni ve Sert Öyküler’i okuyunuz. Herif, baştan sona yaz sıcağında nasıl ekşi ekşi terlediğini anlatıyor. Katlanılmaz bir şey. Hatırlayınca bile hafakanlar basıyor.

Tunç Tayanç, Derrrida’nın differance’ını (ayrı+erteleme) haklı çıkarırcasına metinle okur arasına giriyor ve yazısında sürekli bir erteleme hali yaşanıyor. Yazı, iki sayfa ilerlediğinde bile asıl metin başlamıyor ve yazar sesli olarak ne yapacağını düşünüyor. Yani gevezelik ediyor. Bir insan neyi, ne kadar ve nasıl yazmaya karar verdiğinde oturmalı masanın başına değil mi? Demir Özlü’nün kitaplarını nasıl sıraladığını bana neden anlatıyorsun geveze herif.

Kitaplık bu sayısında şiir seçimi konusunda açıkçası çok başarısız. Ömer Erdem’in “Çatal”ı da olmasa dergide şiir yok diyeceğim. Neden mi? Tahkiye hastalığından, tematik kopukluktan ve Tanrı’yla kafa bulma klişesinden. Mehmet Müfit ile Süleyman Unutmaz, öykü ile şiir kardeştir falan diye lafı kıvırmadan neden öykü yazmadıklarını sormalılar kendilerine. Günümüz şiirinin bu derece tahkiyeyi kaldırabilmesi doğrusu mümkün görünmüyor. Fahri Güllüoğlu da neden deneme yazmadığını izah etmeli okura. Bir diğer şair Gürgenç Korkmazel de ne anlatacağına karar vermeli bence.

O eski lirik şairler gibi şiirin hala bazı kelimeleri, bazı cümleleri kaldıramayacağını düşünüyorum. Tıpkı, “Sultanahmet fetişizmi” gibi, “Ben gönderdim Abdülhak Şinasi Hisar’ın ses kayıtlarını Selim İleri’ye” gibi, “çocuk boku” gibi, “gününü gün eden Tanrı” gibi.

Tanrı’ya sövüp sayarak, alaya alarak, kafa tutarak şiir yazma salaklığı epey eskidi doğrusu. Klişeye evrildi bile. Ağabeylerine bakıp da genç şairlerin züppelik yapmalarına gerek yok. Ama Kitaplık’ın yayın politikasında bu göz alıcı bir durumsa bilemem. Çünkü bu sayıda üç ayrı şiirde üç ayrı şair Tanrı’yla uğraşıyor züppece. Gelecek sayılarda da olacak böyle şeyler göreceksiniz.

Ömer Erdem’in “Çatal” şiiri, şiir evreninin kelime dünyasına aykırı sözcükleri zorla sokuşturmadığı için, Tanrı klişesiyle uğraşmadığı için, tahkiyeye bulaşmadığı için ve tek bir izleğe (ölüm) eğildiği için diğerlerine göre güzel bir şiirdir. Eren Budak’a da haksızlık etmek istemem. Onun şiiri de bir tat bıraktı bende.

Mine Kırıkkanat, Oya Baydar filan bir program yapıyorlardı TV’de. O programda ülke insanına sürekli hakaret ediyorlardı hatırlarsanız. “Göbeğini kaşıyan adam” falan filan. Balık toptancısı olduğunu düşündüğüm İlyaz Bingül adlı şahıs da aynı kulvarda koşuyor. Bir şeyler anlatıyor uzun uzun, hangi zaman dilimini anlatıyor, derdi nedir anlamış değilim. Balık yiyenlerin yaşamaya ve yazılmaya değer insanlar olduğu gibi hasta psikolojisine uygun bir tespitle bitiriyor yazısını: “Hart hurt orasını burasını kaşıyan adamlar, mangal yelleyip çay demlerken kah bacaklarında kah salıncakta bebe sallayan kara çarşaflı ya da türbanlı, istisnasız hepsi de tesettürlü kadınların oluşturduğu kara bir halk, kıçını denize dönüp mutlaka et pişirmektedirler. Mangalda balık pişiren bir tek zatı muhtereme rastlayamazsınız.” Seni kent soylu zavallı küçük burjuva seniiii!


SEL.

3 yorum:

  1. dünyada yazarlarına ve şairlerine yaş sınırı koyan tek dergi kitaplık'tır. izlemeyi geçen yıldan bu yana bıraktım. iyi yazmışsın, tebrikler selahattin.

    YanıtlaSil
  2. Bkz: http://evvel.org/yeni-sinsiyete-karsi-sorular-sorular-sorular-sorular-11-kasim-2011

    YanıtlaSil

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.