31 Ekim 2011 Pazartesi

Express 122

EXPRESS
Sayı: 122
Ekim 2011





















Dokuz yıldır yayında olan Express dergisi 122. sayısında "Postkemalizm Döneminde AKP'nin Yol Haritası: Neo-İttihatçı Açılım" başlığıyla çıkmış. Kapakta şimdi artık pek de konuşulmayan açılımla ilgili bulunarak Pink Floyd'un bir albümünün kapak resmi kullanılmış. 62 sayfalık dergi yedi liraya satılıyor. İçerik olarak dergiler arasında Mesele dergisine yakın bir dergi Express. 

Sosyalist bir yaklaşımla yayına hazırlanan Express dergisini Birdirbir yayın grubu çıkarıyor. Express basın tarama ağırlıklı siyasal bir dergi. Gündeme dair analiz yazıları, makaleler, söyleşiler dergide geniş yer tutuyor. Bu yazılarda ideolojik bir kaygının varlığı kendini hissettiriyor. Express dışında sosyalist çizgideki Birdirbir grubunun BİR+BİR adlı sanat ağırlıklı dergisi de var. Geçtiğimiz aylarda İstiklal Marşı metniyle dalga geçtiği ileri sürülerek D&R şubelerinde satışı yasaklanmıştı BİR+BİR'in. Türkiye'de düşünce özgürlüğünün devlet engeline takıldığı gerçeği, bugün hemen herkesin mutabık olduğu bir evreye geldi.

Neo-İttihatçı açılımla ilgili yazıda Kemalizm'in günümüzde nasıl el değiştirdiği ve cemaatçi yaklaşımların Türkiye'ye neler kaybettirdiği üzerinde duruluyor, ilgili örneklemeler yapılıyor. AKP'nin "komşularla sıfır sorun" politikasından "merkezle sıfır sorun" politikasına aşama aşama nasıl geldiği ilginç örneklerle aktarılıyor. Böylece muhafazakâr hükümetin esasen İttihatçılığın bir devamı olan Kemalizm'le hesaplaşmak yerine onunla uzlaşmayı seçtiği, dahası totaliter bir anlayışı benimsediği ileri sürülüyor. Dediğim gibi dergi tam olarak bir siyasal analiz dergisi niteliğinde yayın yapıyor: "Özal’ın açtığı yoldan Tayyip Erdoğan tam gaz gidiyor, “sivil gelenek” kaldığı yerden devam ediyor: Artık kanun çıkarmak için Meclis’e, hatta Bakanlar Kurulu’na ihtiyaç duyulmuyor, ülkenin kaderini belirleyen kararlar karargâhta alınıyor. Merkezî tahakkümün bu kadarı pes dedirtiyor."

Ege'de, Karadeniz'de, Marmara'da yapılan baraj projelerinin doğayı nasıl tahrip ettiği üzerinde durulan yazılar var. Bu bağlamda "Anadolu Su Savaşları" adlı yazı okunmaya değer.

Suriye Baas rejimine muhalif hareketlerden olan Suriye Demokratik Birlik Partisi lideri Salih Mislim ile yapılan konuşmada günümüzde Suriye muhalefetinin ikiye ayrılmış olduğu bilgisi ile karşılaşıp şaşırıyoruz. "Esed gitmeli. Ama bilinmeli ki Esed'in gidişinden sonra Suriye'de iç savaş çıkacak. Müslüman Kardeşler ve Arap milliyetçileri birlikte hareket ediyorlar. Biz Arap ve Kürt sol partileri, demokrat Müslümanları, ülkedeki sosyalist, Hıristiyan, Dürzî ve Alevî örgütleriyle birleştirip ortak bir cephe kurduk." diyen Salih, Suriye muhalefetine ilişkin enteresan bilgiler veriyor. Esed'in kendisini görüşmeye çağırmasına can güvenliği nedeniyle gitmemiş. Birçok dil, bu arada Türkçe de bilen Salih Mislim adını bundan sonra çok duyacağız anlaşılan.

Bilindiği gibi Gerze halkı Eylül ayı başlarında Yaykıl köyü Çakıroğlu mevkiine termik santral yapmak isteyen Anadolu Grubu’nun sondaj ekiplerinin ve onların yedeğindeki polis, jandarma birliklerinin karşısına çıkmıştı. Dergi bu olayı sol bir bakışla yorumluyor: "O günlerde, Türkiye, Arap Baharını ranta çevirmekle meşguldü. Anayasa reformu üzerinden bir yıl geçmişti. İleri demokrasi adım adım ilerliyordu. Böyle bir dönemde, insan haklarına dayalı sosyal devletimizin polisi ve askeri Gerze önünde idarî usûllere aykırı bir biçimde neden toplanır? İdarenin ajanları, özel şirketin faaliyetinin yürütülmesine nezaret etmeyi neden kendine görev bilir? Yaralı taşımakla görevli ambulans, yangın söndürmekle görevli itfaiye aracı, polise gaz, panzere su takviyesi yapmakla neden memur edilir? Gerzeliler, devleti bu kadar sinirlendirecek ne yapmış olabilirler?" sorularını soran dergi bunlara iç ve dış bağlantılar yoluyla cevaplar arıyor. İlgili çalışma Yeşil Gerze Çevre Platformu üyesi Cömert Uygar Erdem tarafından hazırlanmış.

Bildiğiniz gibi şimdi açılımlar cemaat kültürü sayesinde toplu yemeklerde yapılıyor. Vakıflar Kanunu’na cemaat vakıflarının gaspedilen mallarının iadesi ile ilgili eklenen geçici bir madde, başbakan tarafından azınlıkların verdiği iftar yemeğinde “müjde”lendi. Ardından, milliyetçi cenahtaki malûm infial ve genel geçer medyanın “demokratik devrim”, “tarihî karar” güzellemeleri geldi. Peki hadisenin aslı astarı ne? Express dergisi bu sorunun izini sürmeye çalışıyor.

Darbe dönemlerinde mahkeme kararı olmadan TSK’dan atılan askerlerin özlük haklarını almalarının önünü açan yasa Mart ayında yürürlüğe girdi. Bunun üzerine 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat’ta mahkeme kararı olmadan ordudan atılan subay ve astsubaylar emeklilik haklarını almak için Millî Savunma Bakanlığı bünyesinde oluşturulan komisyona başvurdu. Fakat vicdanı olan herkesi üzecek şekilde komisyon, sadece 28 Şubat’ta irticaî faaliyetlerden ötürü ordudan atılanların haklarını iade edince diğer askerler örgütlenmeye başladı. Askerî Darbelerin Asker Muhalifleri Platformu (ADAM) adıyla örgütlenen darbe mağduru askerler 21 Ağustos’ta Ankara’da bir araya geldi. Hem bölgedeki çatışmalara son verilmesini hem de haklarının iade edilmesini isteyen ADAM üyeleri arasında “Güneydoğu’nun ilk gazisi” olarak tanınan Ahmet Şener de bulunuyordu. Şener, 1983’te pusuya düşerek yaralandıktan sonra yaşadıklarını Express’e anlatıyor. Ordudan atıldıktan sonra ailesini geçindirmek için Ege'de mezar yapımı işleriyle bile uğraşan Şener'in trajedisi vicdan yaralayıcı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir google profiliniz yoksa "Anonim" ya da "Adı/Url" yorumlama biçimini seçerek yorum gönderebilirsiniz.